A'MAK-I HAYAL FİLİBELİ AHMET HİLMİ

amakıhayal
(0/10 Puan)

A'mak-ı Hayal Filibeli Ahmet Hilmi

A+ A-

Kalbin iyi olması önemlidir elbette ancak kalbin iyiliğini gösteren birtakım eylemler görmek istiyorum ben. ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.’ Sözünü o yüzden seviyorum. Bunu her hatırladığımda, bu sefer de aklıma ‘Ne olduğun kulağımda öylesine çınlıyor ki, ne dediğini duyamıyorum.’ geliyor. Nasıl göründüğümüz ve ne dediğimizle o kadar meşgulüz ki, ne olduğumuz hakkında düşünmeye vaktimiz yok. Kime sorsam kalbi temiz. Kimi duysam hep iyi niyetli. Ancak etraf kötü, diğer insanların tümünün niyeti menfi. Pekala, herkes bu kadar iyi niyetliyse dünyada niye bu kadar çok zulüm var? Niçin son yıllarda tahammülsizlük ve gaddarlık almış başını gidiyor? Ya da, herkes kendini iyi kalpli buluyorsa, bu kadar kötü kalpli insan nereden türedi? Bu soruların hepsi boş… Hayatım boyunca bile isteye bir karıncayı bile incitmedim ben. Ne var ki, kalbimin iyi olduğunu söyleyemem. İnsanım ve benim kalbimde iyilik kadar kötülük de var. İşte, derdimin kendimle olduğunu söylerken, kötü yanlarımı tanıyarak onlardan mümkünse kurtulmak, değilse de onları yönetmeyi öğrenmek için tam yedi senedir bilfiil uğraşıyorum. Ne için? Davam için.  Nedir davam? Maruz kaldığım hayatı bir insana yakışır şekilde yaşamaya çalışmak. Hakikat birse, hakikate giden bin yol vardır, diye düşündüm, kendi yolumu çizmeye çalıştım. Raci gibi hayalin derinliklerine dalamadım yahut dalmaya niyetlendiğimde hayatın gerçekleri her seferinde yüzüme tokat gibi çarptı, Çok söyledim, çok göstermeye çalıştım ancak ne zaman  ‘olmayı’ kafaya koydum, gördüm ki daha az konuşur daha az göstermeye çabalar olmuşum. O yüzden, ne kadar iyi kalpli olduğumuzu söylemek yerine öyle olmaya çalışırsak –ki bu kendimizle uğraşmayı gerektirir- eylemlerimiz de öyle olur. Böylece kendimiz hakkında gırtlak patlatmamız gerekmez, kimsenin takdiri de muhim değil. İnsan önünde sonunda vicdanıyla başbaşa kalıyor zira.

Raci, okumuş, eğitimli, iyi bir ailede yetişmiş genç bir adamdır. Arkadaşlarıyla birlikte günlerini zevk ü sefayla geçirirken bir süre sonra sıkılır. Ruhunda yaşadığı çelişkiler, onu bir çeşit buhrana sokar. Böylece kendisini, hayatı sorgularken, bir çeşit arayış ve şüphe içinde bulur. Kafasındaki sorulara cevap verecek kişiler arar fakat hiçbiri Raci’yi tatmin etmez. Derken, günlerden bir gün, eski bir mezarlığın önünden geçen genç adam, Aynalı Baba adında, ney üfleyen ve çeşitli gazeller söyleyen bir meczupla tanışır. Raci her gün Aynalı Baba’nın yanına uğrar. Yaşlı adamla yaptığı sohbetler ufkunu açarken, üflediği neyin sesiyle çeşitli hayallere dalar. Bu hayallerde yolu, kimi zaman antikçağ filozoflarıyla, kimi zaman Buda’yla, kimi zaman peygamberlerle kesişir. Derken Raci, kendini Manisa Tımarhanesi’nde bulur. Arkadaşına yazdığı mektuplarda mutlu ve huzurlu olduğunu yazan genç adam, ruhundaki sorulara cevap bulduğunu ve manevi saadeti yakaladığından bahseder. Burada Raci’nin yolu bir kez daha Aynalı Baba’yla kesişir. Ne var ki Aynalı Baba bir müddet sonra Hakk’ın rahmetine kavuşur.

Genç bir adamın materyalist düşüncelerden sıyrılıp hakikati bulma yolunda yaşadığı ruhsal serüveni anlatan, tasavvufi bir eser ‘A’mak-ı Hayal’. İnsanın arzularını yenemedikçe hiçlik zirvesine ulaşamayacağı, yeryüzünde her daim kötülüğün olacağı ve şüphesiz bunun bir hikmeti olduğu, her şeyin bir gün başladığı yere döneceği, hakikati bulmanın hiç de kolay olmadığı, yoklukla varlığın esasen bir olduğu gibi konular, Raci’nin daldığı derin hayallerin konusudur aslında.

Ben kitabı öncelikle orjinalinden okudum. Birçok eski kelime var, okunması kolay değil, fazlasıyla zorlandığımı söylemem gerekir. Birkaç ay sonra da sadeleştirilmişinden okudum. Elbette zorlanmadım, anladım, kavradım ancak orjinalindeki ahengi ve hissiyatı bulamadım. Eski dile hakimiyetim olsaydı, habire sözlüğe bakarak metni soğutmaz, hem sözcüklerin ahengine katılır, hem hisseder, hem de anlardım. Bu sebeplerden ötürü kitabın hakkını veremediğimi düşünüyorum.

‘A’mak-ı Hayal’i ilgiyle okudum. Ancak iki okuyuşumda da genç yaşlarımda okumadığım için hayıflandım. Her şey olması gereken zamanda, olması gerektiği gibi olur ancak ne bileyim işte… Doğu mistisizmine ayılıp bayılanlardan kaç tanesi Filibeli’nin bu fantastik kurgusunu okumuştur bilmiyorum. Gözümüz hep uzaklarda olduğundan, yanı başımızdaki şeylerin kıymetini bilmiyor, onları tanımıyoruz. Ne diyeyim ki, hakettiği değeri gördüğü tartışılır bir kendini bulma öyküsü…

 

‘’Ey beşeriyet! Mutluluk; hayatı olduğu gibi kabul etmek, ağır işlerine razı olmak ve bunların iyileştirilmesine çalışmaktır, dedi.’’

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.