AMOK KOŞUCUSU STEFAN ZWEİG

media548a78b99e6ed.png
(0/10 Puan)

Amok Koşucusu Stefan Zweig

A+ A-

‘’ ...bir saniyelik yaşamanın bedelinin ölüm olması, hiç de fazla sayılmazdı.’’ 

Stefan Zweig, hayatı boyunca intihar fikriyle yaşamış, sonunda da bu hayalini gerçekleştirmiş; gözlem gücü, yarattığı karakterler, etkileyici anlatımı ve insan ruhunun en derin duygularını okuyucusuna hissettirmesiyle, bana göre gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biridir. Bundan birkaç sene evvel, yağmurlu bir günde girdiğim bir kitapçıda, oldukça acelem olduğu için, kitap inceleyecek vaktim yoktu. Bu yüzden orada çalışan bayana bana ölmeden evvel okumam gereken üç kitap tavsiye etmesini istemiştim. Böylece, Zweig’ı oradan aldığım ‘Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’ kitabıyla tanıdım. ‘Satranç’ adlı uzun öyküsü, her yönüyle ve özellikle de kurgusuyla beni kendine hayran bırakmıştı. Kafkaokur Dergi’sinin ilk sayısında yazdığım ‘Korku’ ise, yaptığı psikolojik tahliller ve hiç ummadığım bir sonla, beni etkilemeye devam etti. Okuduğum her kitabını bu kadar sevmem ve unutmamam, şüphesiz ki bende Zweig’ın bütün eserlerini okuma isteği uyandırıyor. Kitaplarını her bitirişimde, okumadığım diğer kitaplarını merak etmekten kendimi alamıyorum.

‘Amok Koşucusu’nda birbirinden etkileyici yedi tane öykü bulunmakta. Bu öykülerin konuları ve karakterleri farklı olsa da, birleştikleri bir yer var, o da öykülerin sonunda gizli. Yarattığı karakterlerin tutkuları, onların sonunu da hazırlamaktadır bir yönüyle. Okuyucu, her zaman olduğu gibi, öykünün içine düşer. Sanki anlatılan mekanlarda, anlatılan insanların arasında dolaşır, kimi zaman bir karakter olur, üzülür, öfkelenir. Ancak öykünün bitmesiyle, okuyucu olduğunun farkına varır. İnsanoğlunun zaaflarını öyle güzel yansıtır ki Zweig, en basit duygunun dahi nelere sebep olacağını okumak, bununla karşılaşmak okuyucuyu adeta sarsar. Bu duyguları yaşamak benim için ilginç bir deneyim olmuyor. Okuduğum kitaplarda; gerek yazarın ustalığı, gerek benim hikayeye kendimi verebilmemle bunu çoğu kez başarırım. Ancak, benim için etkileyici olan, Zweig’ın okuduğum her kitabında bunu yaşıyor olmam. Yedi öykünün, yedisinde de aynı hisleri yaşadım. Bu yüzden de içlerinde bi seçim yapmakta oldukça zorlanıyorum. 

Kitaba adını veren amok koşucusu ise, Polinezya ve Endonezya’da görülen, geçirilen bir sinir krizi neticesinde kişinin, eline geçirdiği öldürücü bir silahla, hızla koşması, bu koşu sırasında önüne çıkan herkesi ve herşeyi öldürmesiyle açıklanan bir çeşit sendromdur. Rivayetlere göre bu koşu, ancak koşucunun ölmesiyle son bulur. Bu benzetmeyi öyküsünde öyle güzel, öyle etkileyici ve unutulmaz bir şekilde işlemiş ki, okunmaması çok büyük bir kayıp diye düşünüyorum.

Keşke  film uyarlamaları böylesine hayal kırıklığı yaratmasaydı da, Stefan Zweig’ın bu kitabındaki bütün öyküler birer birer beyaz perdeye aktarılsaydı. Böylece çok daha geniş kitlelere ulaşabilseydi. Hayat da böyle, -saydı,-seydi, derken geçip gidiyor işte…

 

(bu yazı esasen kafkaokur.com için yazılmıştır)

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.