ANA MAKSİM GORKİ

media555d657c5ff9e.png
(0/10 Puan)

Ana Maksim Gorki

A+ A-

Geçen aylarda hakkında düşündüğüm bir konu vardı; çocuğu olan her kadın annedir ancak çocuğu olan her kadın ana olabilir mi? Bana göre annelik ve analık birbirinden farklı kavramlar. Evet, çocuk doğuran her kadın annedir. Ama her çocuk doğuran kadın, ana değildir bence. Ana olmak için önce anne olmak gerekir ama analık, anneliğin birkaç aşama üstü gibi gelir bana. Bir annenin ulaşacağı en yüksek mertebedir ana olmak. Çocuğu doğurmak, yedirmek, içirmek giydirmek, sağlığına ehemmiyet vermek, onun için imkanlar sağlamak, elinden geldiğince iyi yetiştirmeye çalışmak vs. hemen hemen her annenin  yaptığı ya da yapmak için çabaladığı şeylerdir. Ana ise bunların hepsini yapar, elinden geldiğince yapar, yapmak için en küçük fırsatı değerlendirir. Ama sadece bunlarla kalmaz; çocuğu ondan farklı olsa da bağrına basar, onun için ve hatta bazen ona rağmen mücadele eder, bebek gibi üstüne titremez ama desteğini her daim hissettirir, evladı yanlışında ısrar ettikçe ona sırtını çevirmez ama kendi haline de bırakamaz; konuşur, tartışır, şevkatle ama dimdik durur karşısında.  Ana dediğin, evladı onu ne kadar üzse de onu kötülemez, şikayet etmez ama asla sinmez de. Güçlüdür ancak üzüntüsünü paylaşmaktan, evladıyla ağlamaktan yüksünmez. Her şeyi evladı için yapar da bir gün bunu söylemez, acındırmaz kendini, kendine gebe bırakmaz. Öyle bir anadır o işte… Milyonlarca anne var da, ana olabilmek kaç kişinin harcı ki kaçına nasip olsun?

Pelageya (Ana), Pavel adında oğlu olan bir ev kadınıdır. Çevresi tarafından da sevilmeyen işçi kocası, neredeyse her gece eve sarhoş gelerek kadını dövmekte, evde huzursuzluk çıkmaktadır. Kocasının ölümünden sonra Ana, oğluyla yalnız bir hayat sürmeye başlar. Kasabanın gençlerinden farklı olan Pavel, evi günden güne kitaplarla doldurur, günlerini okuyarak ve düşünerek geçirir. Aynı zamanda eve, daha önce annesinin hiç tanımadığı arkadaşları da girip çıkmaktadır. Bu durum Ana’nın dikkatini çeker ve oğlunun gizemli hayatını merak eder. Böylece kadın, oğlunun  işçi sınıfının burjuvalarla olan çatışmalarına çözüm bulmak, ezilen işçi ve köylülerin haklarını aramak için toplantılar yaptığını ve bildiriler hazırladığını öğrenmiş olur. Öğrendiği yeni kavramlar Ana’yı önce korkutur ve oğlunu bu yoldan döndirmeye çalışır ancak daha sonra oğlunun arkadaşlarıyla sohbet etmeye başlayarak, onların fikirlerini anlama çabasına girer. Böylece, davasında oğluna destek olmaya karar verir. Kendi çabalarıyla okumayı öğrenir ve kitap okuyarak kendini geliştirir. Oğlu ve arkadaşları hapisteyken gizlice bildiriler dağıtır. Yaşanan devrim ve mahkeme kararları neticesinde, Ana da dahil olmak üzere bir çok insanın hayatı değişecektir.

Maksim Gorki’nin en önemli eseri sayılan ‘Ana’, Sovyet Devrimi öncesinde yazılmış ve iki yıl içerisinde birçok dile çevrilerek tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştır. İşçi ve köylülerin ağır çalışma şartları gözler önüne serilirken, burjuva ve aristoktokrat sistemin karşısındaki en etkili güç olarak sosyalist hareket gösterilmektedir. Esasen kitap, yoksulluğu, hastalığı, amaçsız bir yaşamı kaderi olarak gören emekçinin okudukça ve bilinçlendikçe, kabuğundan çıkarak kendini bulmasını anlatmakta.

Kitabı ilgi ve keyifle okuduğumu söylemliyim. Yazarın yalın ve anlaşılır bir dili var. Tasvirlere ve daha çok Ana’nın kendi iç konuşmalarına yer verilmiş. Bu durum okuyucunun, kadındaki uyanışı an be an görmesi ve hissetmesine neden oluyor. Elbetteki kitapta en çok ilgimi çeken, gerçek bir Rus devrimciden esinlenilen ‘Ana’nın, oğlu Pavel’in yoluna nasıl baş koyduğu ve ona olan güveniydi. Önemli olan hangi ‘-izm’ olup olmadığı değil, ama kaç tane annenin çocuğuna böyle bir durumda, böylesi bir destekte bulunacağını doğrusu merak ediyorum. Kitabın finaline dair söyleyebileceğim tek şeyse tüylerimin diken diken olduğu…

İki haftadır üst üste, emekçilerin dünyasına dair çok değerli ve önemli kitaplar paylaşıyorum. Politikayla aram hiçbir zaman iyi olmadı. Aklıma ve ruhuma uygun bir seçim yapamamak, hiçbir ‘-izm’i benimseyememek, kendimi arafta yapayalnız kalmış gibi hissettirdi uzun bir süre. Sonra Cemil Meriç’in konuyla ilgili fikirlerini okurken, arafta yapayalnız kalmanın, tam manasıyla kapsayamadığım bir ideolojinin savunucusu olmaktan daha iyi olduğuna kanaat getirdim. Eşitlik nasıl olur bilemem ancak insanlara adaletli davranan bir sistemin olması şart.

‘Ana’ hakkındaki yazım geçen hafta, anneler gününe denk gelecekti ancak Soma Faciası’nın yıl dönümü olduğu için Emile Zola’nın ‘Germinal’ini yazmak ağır basmıştı. Özel günlerden pek hazzetmem. Özellikle hala çocuğuna kavuşamamış, büyük ihmaller sonucu evladını kaybetmiş, oğlu şehit düşmüş, kızı bir erkeğin öfkesine kurban gitmiş yüzlerce, binlerce ana varken, çiçekli böcekli Anneler Günü kutlmak benim için vicdan azabı olmaktan öteye geçmiyor. O zaman bu vesileyle, her koşulda evladına sahip çıkan, kendinden farklı olsa da çocuğuna kol kanat geren, yokluğuyla da varlığındaki gibi çocuğunu kapsayan, yaşı kaç olursa olsun evladını destekleyen, onunla konuşan, tartışan, reddetmek yerine onun için, onunla ve hatta ona rağmen mücadele eden tüm analara selam olsun!

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.