ARABA SEVDASI RECAİZADE MAHMUT EKREM

arabas
(0/10 Puan)

Araba Sevdası Recaizade Mahmut Ekrem

A+ A-

Paşazade Bihruz Bey, yirmili yaşların başında nazlı büyütülmüş bir gençtir. Alafrangalığa özenen genç adam, aldığı üstünkörü eğitim, yarım yamalak Fransızcası ve şık giyimiyle kendini göstermeyi sever. Babasının ölümünün ardından kendisine büyük bir servet kalmıştır. Yazın başka, kışın başka semtteki evlerinde oturur, çok sevdiği arabasıyla parklarda gezerek kendini göstermekten hoşlanır. Arabasıyla gezintiye çıktığı günlerden birinde sarışın, güzel, genç bir kadın görür. Periveş adındaki genç kadının görgülü, iyi bir aile kızı olduğunu hayal ederek ardından yürür ancak izini kaybeder. O günden sonra Bihruz Bey rahat yüzü görmez. Genç kadına duyduğu aşk aklını başından alır. Ona mektuplar, şiirler yazarken öte yandan babasından kalan paralar da suyunu çekmeye başlar. Arkadaşı Keyfi Bey’den duyduğu haber ise Bihruz Bey’i kahreder, zira sarışın güzel ölmüştür! Günlerce yas tutan, ağlayan Bihruz Bey kendini toparlayıp gezintiye çıktığında vapurda gördüğü bir kadını Periveş’e benzetir ve yalanını yüzüne vurmak için alelacele Keyfi Bey’in yanına gider. Keyfi Bey, Bihruz Bey’in gördüğü kadının Periveş’e çok benzeyen bir çalışanı olduğunu söyleyince, genç adam bir kez daha yıkılır. Alacaklılar Bihruz Bey’i sıkıştırırken, çok sevdiği arabası ve atları da elden gider. Peki, İstanbul’dan ayrılma kararını bir süreliğine erteleyen Bihruz Bey, çarşıda gezerken kimi görür dersiniz? 

Bihruz Bey, borçla aldığı arabası, giyim ve tavırlarıyla sahte bir görüntü çizerken, aşık olduğu Periveş Hanım’ın da -giyim ve görüntüsünden yola çıkarak- görgülü, faziletli ve zarif bir kadın olduğu hülyalarına kapılıyor. Bu sahte ve aldatıcı unsurlarla filizlenen aşkla birlikte Bihruz Bey’in trajikomik hikayesini okumaya başlıyoruz. Duygularını değerlendirmekte ve ifade etmekte zorlanan Bihruz Bey, aşık olduğu kadına mektup yazamayınca, mektup tercüme etmeye karar veriyor. Manasını anlayamadığı bir şiir de ekliyor mektuba ancak tercümede yaptığı hatalar ve mektubun derlenerek hazırlanması yine bir sahteliği, bir eğretiliği gözler önüne seriyor. Bihruz Bey’in gark olduğu bu tek taraflı aşk hezeyanı, okurken güldürse de aslında olaylar içten içe çok trajik. Tanzimat Dönemi’nde geçen hikayede yazar, Batılılaşmanın nasıl yanlış anlaşıldığını, özenti ve taklitçiliğin nasıl göründüğünü ve nelere sebep olduğunu okuyucuya sunuyor. 

Kitabın özgün dili ağırmış ancak ben İletişim Yayınları’nın sadeleştirilmiş basımından okudum. Gayet rahat okudum ve beğendim. Tabii eserleri yazıldığı dönemin diliyle okumak çok daha keyifli, güzel ve anlamlıdır ama ben ‘’Amak-ı Hayal’’ tecrübemden sonra, bu konuda kendimi zorlamamaya karar verdim. Çünkü kitaba ara verip sürekli kelime ve tamlama anlamlarına bakmak, okumamı fiilen de ruhen de yavaşlatmıştı. ‘’Araba Sevdası’’nda böyle bir durum yaşamadım. Kitabı çok sevdiğimi yazamayacağım ama edebiyatımızda önemli bir yer teşkil ettiğinden ve hikayenin nereye varacağını merak ettiğimden okudum. Aslında Doğu ile Batı arasında kalmış insanların hikayelerini okumaktan çok keyif alırım, bu konu çok ilgimi çeker ancak belki de okuduğum dönemden ötürü çok fazla motive olamadım. İleriki zamanlarda bir daha okuyabilirim. 

Recaizade Mahmut Ekrem’in 1896’da tefrika edilen romanı, Türk Edebiyatı’nın kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilmekte. Gerçekçiliğin sadece mekan tasviri ve toplumsal analizle sınırlı kalmayarak psikolojik bir gerçekliğe uzandığını söylüyor Berna Moran. Kitaptaki önsöz de okuyucu için rehber olacak nitelikte. Bu roman seneler evvel yazılmış ve edebi anlamda zamansız bir eser ancak sadece edebi anlamda mı? Bihruz Bey gibi insanlar sadece Tanzimat Dönemi’nde mi vardı? 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.