ARASOKAKLARIN TARİHİ DÜCANE CÜNDİOĞLU

arasokaktarih
(0/10 Puan)

Arasokakların Tarihi Dücane Cündioğlu

A+ A-

Kitap okma alışkanlığı kazanamamış bir toplum olsak da, arada bir okuyan birçok kişi ya eğlenceli bir şeyler ya da anı kitaplarını tercih ediyor. Benim için diğer türlerden daha öncelikli olmasa da anı/ hatıra okumayı ben de severim. Biyografi yahut otobiyografiden çok daha samimi buluyorum. En çok keyif aldığım da, öncesinde iş, sanat, edebiyat vb. alanlarda tanıdığım kişilerin anılarını okumaktır. Hele bir de o alanlarda beğendiğim biriyse, anılarını okumak benim için çok daha keyifli bir hal alıyor. Dücane Cüdioğlu bu kitabında gençlerin henüz yazacak yaşantılar biriktirmediğinden, anı yazmanın daha çok yaşlılara özgü olduğundan bahseder. Elbette, bir kitap oluşturmak için uzunca bir yaşama ihtiyaç duyulabilir. Öte yandan, gencecik hayatına onlarca olay sığdıran birçok kişi hem tanıyoruz, hem dinliyoruz, hem de okuyoruz. Bunu yazdığım anda uzun seneler evvel okuduğum madde bağımlılarının yazdığı anı kitaplarını hatırladım. O satırları kaleme aldıklarında henüz yirmili yaşlarının sonlarında bile değillerdi. Belki tarihe ilişkin bilgiler yoktu o anılarda, çok daha kişiseldi fakat okuduklarımın etkilerini zaman zaman hala hissederim. Ya da Anna Frank’i düşünelim: Günlüğünü tuttuğunda 11-12 yaşlarındaydı – zaten hemen sonrasında toplama kampında hayata veda etti- ve kitaplaştırılan hatıraları neredeyse tarihi bir belge niteliği taşımakta. Dünyanın ve ülkemizin son yıllarda yaşadığı olayları bir düşünürsek, ileriki yıllarda bu zamana ait anı ya da günlük yazmanın ehemmiyetini anlayacağız. Anlayacağız da, bu yaşam yarışının içinde kaç kişinin aklına geliyor, kaç kişi o değerli vaktini buna ayırıyor bilmiyorum.

Dücane Cündioğlu bu kitabında, hakikate ulaşabilmek için anayollardan değil, daha çok arayollardan geçmenin gerekli olduğuna dikkat çekiyor. Onlarca denemenin olduğu kitap, dört ana başlıktan oluşmakta. Bunlar: Tarihin Arasokakları, Meşrutiyet Hatıraları, Cumhuriyet Hatıraları ve Kabristanın Hüznü. Yazara göre hatıra yazmak, bu ülkeyi yazmak demektir. Zira, daha önceki bir yazımda da bahsettiğim gibi, hatıralar araştırma kitabı değildir. Bu yüzden bir takım kaygılardan arınmıştır. Yazanın odak noktası kendi yaşantısıdır belki ama kimisinde alttan alta, kimisinde açık ve seçik bir şekilde, o dönem hakkında birçok bilgiye sahip oluruz. Cündioğlu’nun artık alıştığım ancak hala çok hoşuma giden dokundurmaları da var kitapta. Örneğin, anacaddeleri, tarihe turistik seyahat yapacak olanların gezeceği, tarih yolcularının ise arasokaklarda gezerek ayrıntıları daha belirgin bir şekilde görebileceğini, işte tam da bu yüzden hatıraların ne denli önem arzettiğinden bahseder. Cündioğlu kitabında, bazı yazarların anılarından kesitler paylaşıyor. Birçoğunun ardından kişisel yorumlarını da okuyucuya sunuyor. Tabii eleştirileri de var; bazı yazarların birilerinden intikam almak, yaşarken yüzlerine söyleyemediklerini , onların cevap veremeyecekleri günde yazmayı marifet bilmelerinden bahseder ve örnek olarak; ‘Bir Dinazor’un Anıları’nı verir. Kitabı okumadığım için herhangi bir yorumda bulunamıyorum ama Cündioğlu, Mina Urgan’ın bu kitabını birkaç yerde eleştirmiş. Dikkatimi çeken, altını çizdiğim birçok cümle var. Bunun yanı sıra, başlıklarda da görebildiğiniz gibi, Cumhuriyet dönemi anılarından kesitler okumak mümkün ve oldukça keyifli. Keyifli derken, güldüğümü, eğlendiğimi söylemiyorum. İnsan elbette ki tüyleri diken diken olarak, gözleri dolarak da bir şeyden keyif alabilir. Uzun lafın kısası, bu kitabı okuduktan sonra anı kitaplarını daha farklı bir gözle okuyacağınızı düşünüyorum.

Kitabı anlatmak için yazdıklarım, içeriğinin binde biri bile değil belki ama bunca kitap hakkında yazıp ‘Arasokakların Tarihini’ atlasaydım hem kendime hem de sizlere haksızlık etmiş olurdum. Çünkü kitap okumak kadar kitabı hangi gözle okuduğumuz da önemlidir. Hele ki tarihimizle ilgili muhakeme edebileceğimiz verilere ulaşmak için ezberletilmiş bilgilerden çok daha fazlasına ihtiyacımız varken…

 

‘’ Oysa ne aptalca bir sual: ‘Ne okumak lazım?’

Yolda olmayanların kendilerini yoldaymış gibi hissetmek istemelerini bir türlü anlayamıyorum.

 

Binaenaleyh her hatırat- kim ne derse desin- okunmaya değer bir hususiyet taşır; zira her hatıratın, bir diğer deyişle insana dair her tecrübenin başkalarına öğreteceği- az ya da çok- bir şeyler muhakkak bulunur.

 

Çünkü genç yaşlarımda ‘okumak insanı olgunlaştırır’ diye okumuştum. Olgunlaşmak ölmekmiş oysa.

 

Geçmiş, geçmişi olanlar için geçmez.

 

Sözlerimiz kaplere tesir etmiyor; zira sözlerimiz kalbi değil! Siyasi iradenin hodgamlığı bizlerin hodgamlığının bir neticesi. Suçu başkalarında aramakta ne mana var? İnsandıklarımızı inandıklarımıza yaraşır bir ihlasla söylemedikçe, söyleyemedikçe kimlerden ve niçin anlayış bekleyeceğiz?

 

Kendisi (gibi) olmayı beceremeyenlerin başkası (gibi) olmayı beceremeyecekleri tecrübeyle sabit bir hakikattir.

 

(…) gözü gibi sakladığı o muhteşem kütüphanesini hemen elinden çıkarmak istemişti. İntihar denen şuur kaybı halinin bir kitapseverdeki tezahürü ancak böyle olabilirdi. ‘’

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.