BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK ERİCH MARİA REMARQUE

baticephesi
(0/10 Puan)

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok Erich Maria Remarque

A+ A-

‘’ Çok sakinim. Aylar ve yıllar istedikleri kadar gelsinler. Benden bir şey alamazlar artık. Öylesine yalnızım ve öylesine hiçbir şey beklediğim yok ki, onlara hiç korkusuz bakabilirim. Beni bütün o yıllarda taşıyan hayat, ellerimde ve gözlerimde yaşıyor henüz. Üstesinden gelip gelmediğimi bilemiyorum. Ama var olduğu sürece kendi yolunu arayacak. Benim içimde ‘ben’ diyen şey istese de, istemese de.’’

Roman kahramanı, bunları düşündükten bir süre sonra vurulup ölür. Yüzünde öyle sakin bir ifade vardır ki, bu sonuçtan neredeyse memnun kaldığı sanılır. Aslında bu yazıyı duygularımı karıştırmadan, sadece kitap odaklı yazmak isterdim fakat dünyada bu kadar savaş olup insanlar ölürken, bunu yapmayı içime sindiremiyorum. Buna rağmen, yazacak bir şey de bulamıyorum. Savaşı kitapta okumak, fimlerde izlemek bir yana, haberlerde görmek de onu yaşamak gibi olamaz elbette. Nasıl olabilir ki?

Paul Baeumer, 19 yaşında bir lise öğrencisidir. Öğretmeninin etkisiyle, birkaç arkadaşıyla beraber, gönüllü olarak savaşa katılmaya karar verir. Henüz hayatı tanımayan, yolun başındaki bu gençler, I. Dünya Savaşı’ndaki en büyük cephede, ‘Batı Cephesi’nde görev alırlar. Mermi sesleri, ölü bedenler, silikleşen anılar ve yavaş yavaş yok olan hayaller, Paul’ü savaşı ve savaşın anlamsızlığını sorgulamaya iter. İzin için ailesinin yanına gittiğindeyse, artık bambaşka biridir. O kadar başkadır ki, cepheye gitmeden evvel nasıl biri olduğunu dahi hatırlamaz. Öncesi yoktur sanki… Cepheye, işte içindeki bu boşluk ve kafasında dolanan binlerce soruyla geri döner. Ruhu ölmüş, bedeni ise bir makine gibidir artık. Vurulduktan sonraki sakin yüz ifadesiyse, buna dair pek çok şey anlatır niteliktedir.

‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’, savaşın dehşetini ve anlamsızlığını konu alan, gerçekçi ama bir o kadar da şiirsel anlatımıyla öne çıkan, defalarca okunacak, çok etkileyici bir kitap. Remarque her sahneyi o kadar gerçekçi bir dille anlatmış ki, kitabı başından sonuna kadar okumadım, adeta yaşadım. Buna rağmen, en ufak bir duygu sömürüsü yahut ajitasyon hissetmedim. Hikaye, romanın kahramanı Paul’ün gözünden anlatılıyor ama, okuyucu çoğu zaman Paul oluyor; kah cephede ölü bedenler üzerinden atlıyor, kah arkadaşıyla tartışıyor, kah bir kaz buldu diye seviniyor ya da evine dönüyor yatağına uzandığında kendini bir yabancı gibi hissediyor ya da aile üyeleri savaş hakkında atıp tuttarken onları dinlemek zorunda kalıyor… Kahramanla hemhal olduğum ender kitaplardan biridir bu… Günlük yaşantımızda bizi dehşete düşürecek olan bir çok görüntü, düşünce yahut sahne, savaşın vahşeti altında ne kadar da sıradanlaşabiliyor? Ve insan denen mahluk bunlara nasıl da alışabiliyor? Sadece kitabı değil, savaşa ait bu yaşıma kadar zihnimde biriktirdiğim her şeyi bu bağlamda düşünmek çok garip bir his benim için. O yüzden insanı nasıl tanımlayacağımı sorsa biri, diyecek bir şey bulamam. Zira onu, diğer canlılardan ayıran düşünme yetisi de benim için bir şey ifade etmiyor artık. Vicdansız bir zeka yahut düşünme eyleminin benim için bir anlamı yok.

Remarque da romanın kahramanı gibi, 18 yaşında I. Dünya Savaşı’na katıldı ve birçok kez yaralandı. Savaştan sonra öğretmenlik, taşçılık ve test sürücülüğü yaptı. ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ adlı bu kitabı, Almanya’da ilk kez 1929 yılında yayımlandı ve daha ilk yılında yirmi altı dile çevrildi. 1931’de İsviçre’ye yerleşti. 1933’te Naziler, yazarın bütün kitaplarını yakıp yasakladılar. 1938’de Alman vatandaşlığından çıkarıldı ve Amerika’ya göç etti. Almanya’da kalan kız kardeşi, Nazi karşıtı propaganda yapmak suçlamasıyla idam edildi. Uzun bir zaman sonra evlendi ve 72 yaşında hayata gözlerini yumdu. Savaşı bu kadar gerçekçi anlatmasını, onu bire bir yaşamış olmasından kaynaklandığını anlamamak mümkün değil.

Daha birçok kitap yazan Remarque’ın en gözde, hatırlanan ve adının en çok anıldığı eseri ‘Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’, birçok cümle ve sahneyle okurun yüreğine dokunuyor. Fakat benim en çok etkilendiğim yer, izin için eve gelip odasına girdiğinde, kitaplarına bakarken aklından geçenlerdi;

‘’ İçimde müthiş bir yabancılık duygusu yükseliyor birdenbire. Eskiyi bulmama olanak yok, bağlarım kopmuş, Ne derece yalvarıp yakarsam ve çırpınsam da hiçbir şey yerinden kımıldamıyor. Bir hükümlü kadar ilgisiz ve mahzun oturuyorum ve geçmiş benden uzaklaşıyor. Ona pek fazla yalvarıp yakardığımı da aynı anda hatırlayıp korkuya kapılıyorum. O zaman neler olabileceğini bilemiyorum. Ben askerim ve askerliğime sımsıkı sarılmalıyım.’’

Remarque’ın da kitabın başında dediği gibi, savaşta ölse de ölmese de bir nesil yok ediliyor. Savaşların olmamasını elbette ki gönlüm istiyor ama buna inancım yok. Çünkü savaştan yararlanan kimseler var. Var yani… Savaşanlar var, savaşı yaşayanlar var bir de savaşı izleyenler var. Var yani… 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.