BEKLEYİŞ UNUTUŞ MAURİCE BLANCHOT

bekleyis
(0/10 Puan)

Bekleyiş Unutuş Maurice Blanchot

A+ A-

Hayat boyunca herkesin birçok sınav vereceğine, zorluklardan geçeceğine inanıyoruz. Dışardan nasıl görünürse görünsün, bu durum insanın gerçeği. Genelde nahoş durumlar ve koşullar,  sınav gibi görünse de aslında olumlu görülen ve hatta imrenilen birçok şey de imtihanımız. Belki de bu daha tehlikeli zira farkına varmamız uzun sürebiliyor. Ne zaman unutmakla ilgili bir şey okusam ya da duysam bu aklıma gelir. Senelerce kuvvetli bir hafızam olduğu için beğenildim, övüldüm ve övündüm. Sonra bir gün geldi beni üzen, acı veren yahut öfkelendiren şeylerin yaşadıklarımdan ziyade hafızamın, hatırlamamın etkisi olduğunu farkettim. Hayatta en büyük sıkıntıları yaşayan ben miydim ki? Tabii ki hayır. Ailemde alzheimer olduğu için unutmayı istemek de mümkün değildi benim için. Hal böyle olunca kendime, kaderime razı olup böyle yaşamaya alıştırdım kendimi. Hafızam bir ödül mü yoksa ceza mı, bilmiyorum.

Aynı otel odasında bir kadın, bir erkek ve onlara eşlik eden anlatıcı…  Kadın ve adamın karşılaştığı yer hakkında sınırlı bilgimiz olsa da zamanla alakalı hiçbir bilgiye sahip değiliz. Geçmiş ve gelecek arasında bir yerde hissediyoruz okurken. Şimdiyi okurken dahi bir gelecek, gelecek bir geçmişin içinde gibiyiz. Kadın ve adam eskiden birbirleri için hissettiği duyguları irdeleyerek keşfetmeye çalışır, bazılarını özlemle anar ve anlamlandırmak ister. Olayları irdelerken aslında onları tekrar yaşama beklentisi içinde olduklarını da hissederiz. Yaşanan olayların algısı ve yarattığı hisler ikisinde de farklıdır. Duygular böyle karmaşıkken birbirlerini kah iter, kah çekerler.

Çok sevdiğim çocukluk arkadaşımın hediyesiydi ‘’Bekleyiş Unutuş’’. Blanchot’yu ilk kez bu kitabıyla tanımış oldum. Anlamakta çok zorlansam da, çok sevdim ve keyif aldım. Kitapta okuduklarım dışında, okurkenki halimle de değişik bir deneyim yaşamış oldum. Kafka, Heidegger, Nietzche ve Mallarme gibi filozoflardan etkilenip Beckett, Derrida ve Foucault gibi yazar ve düşünürleri etkileyen edebiyat kuramcısı ve felsefeci Blanchot’yu anlamak ve anlatmak benim için neredeyse imkansız. Zira bir-iki kitap evvel Derrida okurken de beynim sulandı, bir süre balon köpüğü içinde yaşadım. Kendisi hakkında çok az şey bilinen gizemli yazar 2003 yılında, 95 yaşındayken hayata veda etmiş. Ardından da böyle bizlerin kafasını karıştıracak ama aynı zamanda hayran bırakıp, bağımlılık yaratacak kitaplar bırakmış. Ruhu şad olsun…

Kitaba başlar başlamaz ilk birkaç sayfada, ne olduğumu şaşırdım. Sonrasında yazarın tarzına alışsam, cümleleri anlasam da kavramak için çok çaba sarfettim. Fransızca’dan okusaydım anlamam daha mı kolay olurdu, dilim yeter miydi bilemiyorum. Ama kelimelerin neredeyse hiçbiri gerçek anlamında değil gibiydi… Her sözcük kendi anlamının dışında ya da ona bağlı çok geniş ve derin bir şekilde kullanılmış. Anladığımı düşündüğüm şeyleri ifade etmekte zorlanıyorum. Yazarın bekleme eyleminin ne olduğuyla ilgili anlayışını, dün gece kavrayabildim mesela. Halbuki kitabı haziran ayında okumuşum. Anlamam ayları alıyor, düşünün anladığımı ifade edebilmem için daha kaç aya ihtiyacım var...  Ama ben iflah olmuyorum, inatla Blanchot okumaya devam edeceğim.

Girişte unutmakla ilgili bir şeyler yazıp kapanışta beklemeye değinmemek olmaz. Yakınlarımın beni en çok yerdiği konu çok beklememdir. Zamanını beklerim, yerini beklerim, kişisini beklerim, kendimi beklerim, duyguyu beklerim, düşünceyi beklerim, gideni beklerim, bazen gelmeyeceği bile, gelmeyeceğini bile bile beklerim. ‘’Daha çoook beklersin.’’deki gizli özne benim yani. Beklemeyi de sevmem halbuki ama işte, hayat insanı değiştiriyor. 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.