BEYAZ GEMİ CENGİZ AYTMATOV

beyaz
(0/10 Puan)

Beyaz Gemi Cengiz Aytmatov

A+ A-

Hayatını yaşamak nedir, bir hayat nasıl yaşanır, gençliğin kıymeti nasıl bilinir, yaşamın hakkı nasıl verilir? İnsanlar bana tavsiyelerde bulunurken -görebildiğim kadarıyla- bir kendime bir de onlara bakarım, hayatlarımızda yaşanmış ve yaşanmamış neler olabilir, nerede eksiğim, neleri kaçırdım, o yaşadıklarının ne kadar farkında, ben şimdi nerede, nasılım ve onlar nerede, nasıllar diye. Bu kadar okumamın ve insanları merak etmemin bir sebebi de budur. Çocukluğumu da gençliğim gibi yarım yamalak yaşadığımı düşünür, öyle hissederim. Ne var ki gençliğimdeki değil, çocukluğumdaki eksiklik daha çok üzer beni. O yüzden çocukları, çocuklarla konuşmayı, çocukları izlemeyi, çocuklarla eğlenmeyi, çocukların dertlerini dinlemeyi, çocuklarla ilgili kitapları, çocukların gözünden anlatılan kitapları ve çocuk kitaplarını çok severim. 

Mümin Dede, anne- babasın terk ettiği torununa bakmak için, geçkin yaşına rağmen çalışan, tarihine bağlı bir adamdır. Yaşlı adam, masallaştırdığı efsaneleri anlattıkça torunu, hayal ile gerçekliği iç içe yaşayan, hayalperest bir çocuk oluverir. En sevdiği ve etkilendiği efsanelerden biri ise Maral Ana Efsanesi’dir. Çocuk, kendini bildi bileli bu hikayeyle büyüdüğünden maralları çok sever ama sevdiği ve beklediği bir şey daha vardır, o da Beyaz Gemi… Dedesinin dürbününü alarak dağın eteklerinden etrafı izler ve Issık Gölü’nden geçecek olan o beyaz gemiyi bekler. Babasının o gemide çalıştığını, yüzerek ona kavuşacağını hayal eder. Tabii dede-torunun hayatı güllük gülistanlık değildir. Damadının yanında çalışan Mümin Dede, kızının çocuğu olmadığı için yediği dayaklara, yaşadığı eziyetlere şahit olmaktadır. Bunun üzerine birkaç olayın daha yaşanması ve dedesinin üzüntüsü, küçük çocuğu da üzer ve Maral Ana’ya, eniştesine bir bebek getirmesi için dua eder. Ve günlerden bir gün Maral Ana nehrin öte yakasında görünür… 

Ne kadar hayalperest olsak ve hayallerimize dokundurtmamak için çabalasak da hepimiz bir gün, hayatın şamarını bir şekilde yiyoruz. Büyümek de böyle oluyor belki. Kitapta Maral Ana Efsanesi’nin uzun uzadıya anlatılıyor olması tesadüfi değil. Kitabın sonuna yaklaşıldığında okuyucu, neticeyi de sezmeye başlıyor. Bir yanda iyi, bir yanda kötü insanlar ve onların mücadelesi arasında hayal dünyasına sığınmış bir küçük çocuk… Aytmatov bu kitabında Mümin Dede ve damadı arasındaki ilişkiden yola çıkarak, dönemin devlet ve halk arasındaki ilişkisine de göndermelerde bulunmuş. Bu konu aklınızın bir yerinde kalabilir ancak bilgim olmadığı için daha fazla açıklama yapamıyorum. Süslü cümleler, uzun uzadıya betimlemeler ya da gizemli olaylar yok kitapta. Yazar sade ve kısa cümlelerle, okuyucunun keşfetmesine gerek kalmadan her şeyi açıkça ifade etmiş. Okuyucuya düşense yaşanan olaylara şahit olmak, onları izlemek ve düşünmek, elbette.

Kitabı bitirince çok hüzünlendim. Aklıma, ilkokulda okurken zırıl zırıl ağladığım ‘’Çocuk Kalbi’’ geldi… ‘’Küçük Kadınlar’’ı hatırladım. Yetişkin yaşımda ‘’Şeker Portakalı’’nı bitirdiğimde de gözlerim dolu dolu olmuştu. Herkes bir zamanlar çocuktu ve çocukluk -her şeye rağmen- güzeldi!

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.