BİN HÜZÜNLÜ HAZ HASAN ALİ TOPTAŞ

media548a77ef29aa9.png
(0/10 Puan)

Bin Hüzünlü Haz Hasan Ali Toptaş

A+ A-

Ne kadar kabul etmesem de, içine sıkıştığım kalıplardan kolay kolay kurtulamadığımı, yaşayarak görüyorum. Dünden beri ‘Bin Hüzünlü Haz’ hakkında neleri, nasıl yazacağımı düşünüyorum. Hikayeyi hangi düzende sıralayacağımı, nelerden, hangi noktaya kadar bahsedeceğimi falan filan… Giriş, gelişme, sonuç, ana karakter, yan karakter, mekan, zaman  gibi  unsurları kafamda yerleştirmeye çalıştım, olmadı. O zaman yine farkettim; bazı kitaplar anlatılamaz. Ya da, alışılmış, klasik bir düzen içinde anlatılamaz. Çok eski yazılarımda da zaman zaman belirtmiştim; bazı kitaplar sadece hissettirdikleriyle insanın ruhunda yer eder.

''Beni en çok suçtan arınmışlığım tedirgin ediyor.''

Kitabın başından sonuna kadar anlatıcı, okuyucuyu da içine çekerek, Alaaddin’i aramaktadır. Alaaddin kimdir, nedir? Bilinmez fakat anlaşılır ki, öyle biri yoktur aslında. Kitabın başında, okuyucu da Alaaddin’i bulacağını, anlatıcıyla buluşacaklarını ümit eder ancak, sayfalar ilerledikçe, bu ümidi kırılır zira Alaaddin, etten kemikten biri değil, bir imgedir artık. Anlatıcı, sokaklarda, otellerde durmadan Alaaddin’i aramaktadır. Bu arayış esnasında, okuyucu da tedirgindir. Tam her şeyi kavradığını düşündüğü anda, aslında hiçbir şey anlamadığını keşfeder. Bir süre sonra pes eder ve bir anlam aramaktan vazgeçer. Kendini, hikayenin akışına bırakır. İlla ki bir şey bulmaya, çıkartmaya çalışmaz. Sona geldiğinde anlar ki, aslında yazarın da okuyucuya yaşatmak istediği budur. Okuyucu bunu kavrar kavramaz, hızlı bir geri dönüş yaşar. Bütün hikaye aklından geçer ve anlar, anlar ama anlatamaz.

İnsanoğlu, anlam peşinde. Her şeyin bir anlamı olmalı, özellikle de hayatın. Bana kalsa hiçbir şeyin bir anlam ifade etmesi gerekmiyor. Toptaş’ın, bu postmodern hikayesinde okuyucuya göstermek istediği sanıyorum ki, arayışın sonucu değil, kişinin o arayış sürecinde yaşadığı serüvendir. Bu yüzden, bu kitabı okuyan herkes, birbirlerinden farklı hislere gark olmuştur mutlaka. Yazarın da amacı budur, anlatmak değil, hissettirmek.

Anladığımı her sandığımda, kaybolduğum ve sonunda pes edip, sadece hissetmeye çalıştığım, bana çok farklı deneyimler yaşatan bir kitap ‘Bin Hüzünlü Haz’. Kitabın adı bile ne kadar tezat, ve bu yüzden ne kadar anlamlı… Bu kadar karmaşık görünen bir hikayeyi, kullandığı dil ve üslupla şiir gibi akmasını sağlayan, okuyucuya yaşattığı benzersiz deneyim ve özgün kurgularıyla, Hasan Ali Toptaş’ın kesinlikle çok özel bir yazar olduğunu düşünüyorum. Okuduğum ilk kitabı olan ‘Gölgesizler’de de kendisine hayran kalmıştım ama, ‘Bin Hüzünlü Haz’ın yeri benim için bambaşka oldu.  İleriki zamanlarda tekrar okumayı düşünüyorum. Bu sefer, ilk sayfadan itibaren sadece hissetmeye çalışarak.

Hasan Ali Toptaş, bu kitabını saçını başını yolarak yazdığını söylemiş bir ropörtajında… Okuyucu da bunu hissediyor. O da yolacak vaziyete geliyor. Neredeyse…

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.