BUNLAR DA MI İNSAN PRİMO LEVİ

media54c08a6b074a2.png
(0/10 Puan)

Bunlar Da Mı İnsan Primo Levi

A+ A-

Irkçılığın ne zaman ve niçin ilgimi çekmeye başladığını hatırlamıyorum. Ailemin üç göbektir Türkiye’de yaşamasına rağmen, geçmişe ihanetten korktuklarından mı bilinmez, iflah olmayan bir Rumeli hayranlığı –kibri demem daha doğru olur aslında- vardır. Belki de bunları duyarak büyümek, bende kişiler ve topluluklar arasında yaşanan bu anlamsız husumeti merak etmeme sebep oldu, bilemiyorum. Adolf Hitler’in ‘Kavgam’ kitabını okuduğumda lise ikinci sınıftaydım. O zamanlar kitap yasaklıydı ya da yasağın kalkmasına az kalmıştı, emin değilim. O koca kitabı okuyup bitirdiğimde, Hitler’in neden böyle bir işe giriştiğiyle ilgili hiçbir somut fikir edinemediğimi farkettim. Gençtim tabii. Dünyada olup bitenlerin gördüğümden farklı olduğunu düşünmüyor, yazıların samimiyetine inanmak istiyor, inanıyordum. Kafamın büyük oyunlara basmadığı yaşlardaydım. Sonraları, bu ve benzeri olayları daha çok okuyup düşündükçe ve elbette büyüdükçe, dünyanın düşündüğümden çok daha farklı bir yer olduğunu herkes gibi farkettiğimde, büyümenin pek de güzel bir şey olmadığına karar verdim. Ne var ki iş işten geçmişti…

Primo Levi, 1919 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, Torino’da dünyaya gelir. Üniversitede kimya eğitimi gördüğü sıralarda, katıldığı anti-faşist grupla birlikte Nazilere karşı mücadele eder. Henüz 24 yaşındayken, Kuzey İtalya’daki direnişte yer aldığı için arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır ve binlerce insanın katledildiği, Naziler tarafından kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olan Auschwitz Toplama Kampı’na gönderilir. Burada kaldığı bir sene boyunca onlarca olaya, aşağılanma, işkence ve ölüme şahit olur. Fiziksel şiddetten de ağırı, insanlara uygulanan duygusal şiddettir. Acımasız çalışma şartları karşısında verilen azıcık yemek ve asla karşılanmayan kişisel ihtiyaçlar, insanların yavaş yavaş yitip gitmesine sebep olmaktadır. Bir yıl süresince yaşanan yüzlerce olaydan sonra, genç kimya doktoru Ruslar tarafından kurtarılır ve birkaç ayını Rus kamplarında geçirir. Her şeye rağmen Primo Levi, Auschwitz Kampı’ndan sağ çıkabilen 24 kişiden biridir.

İnsanların, elinde olmayan sebeplerden ötürü zulüm görmelerinin beni ne kadar üzüp öfkelendirdiğini bir kez daha uzun uzadıya yazmayacağım. Ortalama beyin kapasitesine sahip olan her insan, ön yargılarından sıyrıldığında zaten bunun yanlışlığını kavrayacaktır. Kitapta benim esas dikkatimi çeken şey, Primo Levi’nin anlatımı oldu. Bire bir yaşadığı ve gözlemlediği olayları, son derece nesnel ve soğukkanlı anlatması, yaşadıklarından çıkardığı hayat dersleri çok etkiledi beni ve neredeyse yaşanan olayların önüne geçti diyebilirim. Bu anlamda, okuduğum benzer hikayelerden çok farklıydı.

Primo Levi, Auschwitz Toplama Kampı’ndan döndükten sonra, Tanrı’ya olan inancını kaybetti. Ona göre, şayet bir yaratıcı olsaydı, bütün bu insanlık dışı olayların yaşanmasına izin vermezdi. Bütün dünyanın yaşananlara kayıtsız kalması ise Levi’yi yazmaya itti. 1947 yılında yazmaya başladığı ‘Bunlar Da Mı İnsan’ı okurken, ben de çoğu zaman kendime aynı soruyu sordum. Bir insanın bunca kötülüğü düşünmesi ve öte yandan; bir insanın bunca kölütüğe tahammül edebilmesi ve yine de hayatta kalabilmesi nasıl mümkün olabilir? Bunlar da mı insan?

Şu yaşadığımız dünyada, her dönem birileri çıkıp, kendinden daha güçsüz olana zulmetmekte. Toplumların ise bu olaylara ne kadar kayıtsız kalmadığı tartışılır. Kendinden olanı koruyup, olmayanın yaşadığı olayları umursamamak, sanıyorum son dönemin en büyük ikiyüzlülüğü… Verilen tepkilerin şekli ise ayrı bir konu. Sosyal medya çıktı, herkes kahraman oldu. Gerçek manada ne yapıyor bu insanlar? Kimsenin bildiği yok. Keşke bazı zamanlar istisnalar kaideyi bozabilseydi. Ne var ki, böyle bir dünyada ve dönemde yaşıyoruz ve her şeye rağmen okuyan, düşünen, muhakeme edebilen insanlar var. Benim de içinde olduğum belli bir kesim de, bu insanları arayıp bulmaya, dinlemeye ve anlamaya çalışmakta, elinden geldiğince.

Primo Levi’nin ölümü şaibeli. Kimileri evinin merdiven boşluğundan düştüğünü, kimileri ise bilerek kendini bıraktığını söylüyor. Bilemiyorum. Tek bildiğim şu anda yaşamadığı ancak, ardında bıraktığı bu kitapla bende büyük bir etki yarattığı. Levi,  1987’deki ölümünden sonra bir yaratıcının olup olmadığını öğrendi muhtemelen. Benimse kitabı okurken altını çizdiğim satırlardan bazıları şöyle;

 

‘’Bugün hayatımın son günü, şu oda herkesin sözünü edip durduğu gaz odası bile olsa, böyle… Benim değiştirebileceğim bir şey var mı ki? Şurada duvara yaslanıp gözlerimi kapamak ve beklemek, o kadar.

Kampa geleli ilk defa derin bir uykudan uyanıyorum; uyanmak, hiçten bu yana bir dönüş.

Yaşamanın anlamı için duyulan inanç, insanın etindeki bütün sinirlere kök salmıştır. İnsan, tabiatın bir parçasıdır. Özgür insanlar buna türlü adlar verirler, kimileri kılı kırk yararak tartışır bile bu konuyu. Bizim için bu sorun çok daha basit.’’

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.