CENAB-I AŞK DÜCANE CÜNDİOĞLU

media563c572f9c25a.png
(0/10 Puan)

Cenab-ı Aşk Dücane Cündioğlu

A+ A-

‘’…’sürü içinde yaşamak’ kaçınılmaz ve fakat ‘sürü gibi yaşamak’tan kaçınmak –azmedilirse şayet- pekala mümkün.’’  Cenab-ı Aşk’ın ilk sayfasından yaptığım bu altıntı kelimeleri kullanış şeklimizin, ifademizi nasıl değiştirdiğine dair güzel bir örnek teşkil ediyor. Cündioğlu’nun hemen hemen tüm kitaplarında bu tür ifadeler ve kelime oyunları vardır ki, bu da onu kimilerince karışık ve anlaşılmaz, kimilerince de keyifli ve düşündürücü olarak yorumlamasının sebebidir sanıyorum. Düşünce ve dil arasındaki ilişkiye dair biraz kafa yorarsak, bir yönüyle kelimeleri yerinde ve etkili kullanma yolunun onlar üzerine düşünmek olduğunu da görebiliriz. Örneğin, ‘saygılı olmak’, ‘saygı duymak’ ve ‘saygı göstermek’ ifadeleri arasında ben, oldukça büyük farklar görmekteyim. Biraz düşünecek olursanız aynı farkları siz de farkedeceksinizdir. Halbuki toplumumuzda bu ifadeler –eğitim seviyesi yüksek kişiler tarafından dahi- çoğu zaman birbirinin yerine kullanılırlar. Neden? Çünkü çağımızda para kazanmak, teknolojik yenilikleri yakalamak ve uyaranlarla mücadele etmekten, kendimiz hakkında düşünmeye vaktimiz kalmıyor. Düşünmeyince de kendimizi ifade etmekte sıkıntı yaşıyoruz. Kelimelerle, tabir-i caizse, dans eden bazı insanlarla karşılaştığımızda da onları sıkıcı ve anlaşılmaz bulup reddediyoruz. Düşünmeye üşeniyoruz neyse ki kendimizi ifademiz de artık yüz kırk kelimeyle sınırlı…

Cündioğlu’nun çeşitli başlıklar altında topladığı denemelerinden oluşan kitabında; yokluk, hiçlik, ölüm, varlık, özgürlük, hayat, herkesleşme ve yalnızlık gibi konular, yine düşündürücü bir şekilde işlenmiş. Kitabı elime alıp tekrar göz gezdirdiğimde, altını çizmediğim bir satırın olmadığı tek bölüm bile göremiyorum. Konuların birbirine bir yönüyle yakın olması ancak esasen, her başlığın altında farklı bir konudan bahsedilmesi münasebetiyle, bu seferki yazımı diğerlerinden farklı olarak, birkaç alıntı üzerinden yazmayı uygun görüyorum.

‘’O halde söyle bana a dostum, bir yerde durmadan, bir yerden bakmadan kim karşısına alabilir dünyayı? Dünyayı karşısına alamayan, onu nasıl anlayabilir, anlamlandırabilir; anladığını, anlamlandırdığını iddia edebilir? Dünyayla karşı karşıya gelmeden, onunla karşılaşmadan, onun karşısına çıkmadan, ona karşı çıkmadan kim ve nasıl onun hakkında konuşabilir?’’ (syf. 17) Tesadüflere inanır mısınız bilmem. Ben inanmam. Bana göre her şeyin bir sebebi vardır bu dünyada. Bu cümleleri yazdığım sırada ensemden yakalayan migren atağının da o yüzden bir sebebi vardır. Bendeniz dünyaya karşıdan bakmak isteyen, bunun için uğraşan ancak, dünyayı karşısına alacak cesareti henüz olmadığı için, bu anlamlandır(ma)ma çabasında hep eksik kalan biriyim. Düşünmek mi önce yoksa dil mi tartışılsa da, düşünceyi davranışa dökmek için cesaret gerektiği kesin…

Kafka severlerin çok iyi bildiği bu diyalogu, Cündioğlu’ nun yorumuyla okuyalım:

‘’Gustave Janouch, Franz Kafka’ya bir vesileyle şöyle sorar:

‘(Gerçekten de) o kadar yalnız mısınız?’

Kafka başıyla tasdik eder,

‘Kaspar Hauser kadar mı?’

Kafka güler:

‘Onunkinden de beter… Ben Franz Kafka kadar yalnızım!’

Kimse başkası kadar yalnız olamaz, aksine herkes en nihayet kendisi kadar yalnızdır. Çünkü unutmamalı ki tek başınalığı başkaları (ağyar), yalnızlığı ise sadece kişinin kendisi (yar) fark eder.’’ (syf. 53)Kitabı okumadan çok ama çok evvel okumuştum Kafka’nın bu sözünü. Çok etkilenmiş, gözlerime yaşların hücum etmesine engel olamamıştım. Herkesin yalnızlığı kendine ait ve kendi kadar olduğu gibi, acıları, hüzünleri, sevinçleri, tutkuları ve daha nicesi de kendi kadar, kendi taşıyabileceği kadar ve kendine ağırdır. Oyleyse bir başkasının duygularıyla yarışmak, mukayesede bulunmak bencillik, aymazlıktır değil midir?

‘’Dünya insana kendisini unutturur; insan kendisini farkettiğinde ise dünyayı unutur. Çünkü insan nisyanla maluldür; unutur. Fakat umumiyetle kendisini unutur. Dünyaya dalar ve kendisini unutur; kendisini unuttuğu için başkalarına koşar. Yalnız kalmaktan, yalnızlanmaktan korktuğu için başkalarıyladır, başkaları içindir. (…) Dünyadan vazgeçmek biraz da yalnız kalmayı seçmek değil midir?’’ (syf. 107) Kitapta Cündioğlu’nun yalnızlığa dair birçok tespiti ve düşünceleri mevcut. Diğer kitaplarını okuyanlar da yazarın kimi zaman tekrara düştüğünü söyleyebilirler. Evet, Cündioğlu’nun kendini tekrar eden bir hali vardır. Ancak, daha kapsamlı düşünmek, bir şey atlamamak ve hatırlamak, hafızasını tazelemek ve düşüncesini içselleştirmek isteyenler için bu tekrarlar pek sıkıcı olmayabilir.

İlk başta mütedeyyin camianın bağrına bastığı, ardından çoğunluk gibi düşünmüyor diye itelediği, buna rağmen belli bir kesimin ilgi ve alakayla takip ettiği bir düşünür, bir yazar Dücane Cündioğlu… Kendi yorumlarında, bazı yazar de düşünürlerden esinlendiği kimi zaman belli olsa da, bana göre bu Cündioğlu’nun değerinden bir şey kaybettirmiyor. Okuyan, düşünen ve inceleyen insanlara her daim ihtiyaç var. Ancak kişi bunları sadece kendi için yapıyorsa, bu cimrilik değil midir? Peki ya en bonkör insanın bilgisini, düşüncesini yahut ilmini paylaşan ve yayan olduğunu kim inkar edebilir, iyice düşünürse… Ve bütün bunlara bakıldığında, yazılanları okumak en kolay eylem değil midir, dürüstçe düşünürsek…

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.