CUMA YA DA PASİFİK ARAFI MİCHEL TOURNİER

cumayadapasifik
(0/10 Puan)

Cuma ya da Pasifik Arafı Michel Tournier

A+ A-

Okuyacağım kitapları o sırada değil, daha öncesinde seçip sıraya dizerim. Ortalama on kitaptan oluşan listede hem yerli hem yabancı yazarlara yer verirken, mümkün olduğunca farklı türleri art arda koymaya çalışırım. Kitaplarımı bu şekilde önceden sıralamama rağmen, ne tesadüftür ki, o sıralar kafamı meşgul eden birtakım düşünceler tam da okuduğum kitaba denk gelir ve orada, kafamda dönüp duran fikirleri bir sonuca vardıracak mesajlar bulurum. Önceki hafta tartıştığım ancak ucu açık kalmıs birkaç konunun, ertesi hafta okuduğum kitabın konusu olduğunu gördüğüm de olur. Önceleri çok şaşırırdım fakat sonra alıştım. Daha sonra, düşüncelerime yol gösterecek kitapların nasıl olsa karşıma geleceğini hissederek, tabir-i caizse, yolculuğun tadını çıkarmaya başladım. ‘Cuma ya da Pasifik Arafı’, tam da hiçkimsenin olmadığı bir yerde, tek başına, doğayla iç içe yaşamanin mümkünatı üzerine düşünürken karşıma çıktı. Tesadüflere inanmadığımı daha önce de yazmıştım…

Robinson Crusoe, içinde bulunduğu gemi batınca, kaptanın köpeğiyle birlikte ıssız bir adada bulur kendini. Esperanza (umut) adını verdiği adada, yalnızlık ve umutsuzluk içinde bitkindir. Zaman geçtikçe insanlıktan uzaklaşır, suça meyilli tarafı ortaya çıkarken hayvanlaşmaya başladığını farkeder. Daha fazla alçalmamak için yeniden insan gibi yaşamaya karar verir ve yalnız başına bir tören yaparak, kendini adanın valisi ilan eder. Böylece adanın kurallarını belirleyici birtakım yasa ve yönetmelikler oluşturmak suretiyle bir sistem meydana getirir. Köpeği Tenn’in varlığına rağmen yalnızlık içinde olan Robinson, bu boşluğu çocukluk anılarını hatırlayarak doldurmaya çalışır. Doğayla uzlaşmak için birçok tecrübeden geçer. Adadaki eski bir ağaç kütüğünü kadın vücuduna benzetmesi, Robinson’un onunla aşk benzeri bir ilişki kurmasına sebep olur. Öyle ki, bir süre sonra ağacın etrafında beliren otların, kendi tohumlarından meydana gelen çocuklar olduğuna inanır. Derken Robinson’un yalnızlığı, yolunun kesiştiği bir Hintli ile son bulur… Ona Cuma adını verir zira bu, ne bir insan ne de bir nesne adıdır. Robinson, Cuma’yı sahiplenir ve eğitir. Ancak Cuma vahşidir ve zaman geçtikçe onu kontrol etmek iyice zorlaşmaya başlar. Gencin ağaç kütüğüyle ilşkiye girdiğinden şüphelenen Robinson öfkelenerek onu kölesi yapar. Önceleri, adadaki medeniyetlerinde varlık gösteren Cuma, artık sadece bir yansımadır. Sahibinin piposunu gizlice içtiği bir gün, içinde kırk tona yakın barutun bulunduğu mağaranın patlamasına sebep olur.  Robinson sarsılmayla meydana gelen toprak kaymasından kurtulur ancak, inşa ettiği şeyler ve oluşturmaya çalıştığı hassas dengeler de paramparça olur. Araf, toprak ana Esperanza ile birleşerek güneş ve rüzgara dönüşür belki de... Bu olaydan sonra Robinson, artık kardeşi gibi gördüğü Cuma’nın öğrencisi olur. Özgürlüğü öğrenir. Ancak Pasifik’in ortasındaki bu adacıkta, eşitlik içerisinde devam eden arkadaşlık, dinginlik ve gündelik yaşam, bir geminin gelmesiyle son bulur.

‘Cuma ya da Pasifik Arafı’ için, 1719 yılında Daniel Defoe’nun kaleme aldığı ‘Robinson Crusoe’nun yeniden yorumlanması denebilir. Denmesine denir de, kitabı ne kadar yansıtır onu bilemem. Tournier’nin bu ilk kitabında Batı Modernizmi’nin irdelenmesinin yanı sıra birçok düşünüre de atıf yapılmakta. Bu anlamda bir macera romanindan ziyade felsefi  bir romanla karşı karşıya olduğumuzu bilsek iyi olur. Zira  bu kitapta hiçbir şey tesadüfen kullanılmamış. Romandaki yer ve kişi isimlerinden tutun da kahramanların en ufak davranışına kadar her şey, bir şeyi sembolize ediyor. Dolayısıyla kitabı okumak pek de kolay değil. Sert, çarpıcı, kafa karıştıran buna rağmen sürükleyici ve merak uyandıran bir roman olduğunu söyleyebilirim. Buna ek olarak, daha önce böylesi bir romanla karşılaşmadığımı da belirtmem gerekir. Kelimelerin diziminden, cümlelerde ne dendiğini anladım fakat çoğu cümledeki anlamın anlamını anlamak için – evet tam anlamıyla demek istediğim bu- resmen kendimi paraladım. Ama diyorum ya sıkılmak, bunalmak ne kelime, kitabı elimden bırakamadım!

Özellikle Robinson’un adada yapayalnız olduğu dönemlerde yaşadığı iç çatışmalar ve delirmemek için bulduğu çözümleri okumak benim için çok etkileyiciydi. Tam da böyle şeyleri düşündüğüm bir zamana denk gelmesi yüzünden sanıyorum o bölümler daha çok kaldı zihnimde. Ötekinin olmadığı bir dünya nasıl olurdu, mesela? Kanaatim o ki, ötekinin olmadığı bir dünya olmamalı ama ötekiyle aramda mutlaka bir mesafe olmasına ihtiyaç duyuyorum. Ben ancak bu şekilde ötekiyle yaşayabilir, sağlıklı bir ilişki kurabilirim. Burada ötekinden kastedilenin diğer kişi olduğunu, bizim alıştığımız anlamda bir ‘ötekileştirme’den bahsetmediğimi anlamışsınızdır umarım. Bu kitapla birlikte, ıssız bir yerde tek başıma yaşamak hakkındaki düşüncem de değişti anlayacağınız. Bana kalan diğer şeyleri, kitabı ikinci kez okuduğum zaman daha ayrıntılı paylaşmayı düşünüyorum. Çünkü bu kitap, bana göre, tek seferde okunup anlaşılacak türden değil. ‘Cuma ya da Pasifik Arafı’ sayesinde bir Michel Tournier hayranı daha türemiş oldu. Sırada diğer kitapları da var…

 

‘’… yalnızlığımın bana öğrettiği şey: Bu anlatılan şekil, şeylerin yalnızca başkası yoluyla bilinmesini, yani bilgi sorununun özel ve dar çerçevesini kapsar.

 

…gittikçe daha fazla insanlıktan çıkan Robinson, gittikçe daha fazla insanlaşan kentin mimarı ve yöneticisi olamayacak.

 

Hep bu varoluş sorunu. Bundan birkaç yıl önce, birisi bana başkasının yokluğunun bir gün benim varoluş hakkında kuşkuya düşmeme yol açacağını söylemiş olsaydı alaylı alaylı gülerdim!

 

Ve ben de yalnızca kendimden başkasına doğru kaçarak var olabilirim.’’

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.