DENİZ FENERİ VİRGİNİA WOOLF

media569f5bbb3bcd8.png
(0/10 Puan)

Deniz Feneri Virginia Woolf

A+ A-

Şimdiki eğitim sistemini çok bilmemekle birlikte, benim zamanımda okuldan verilen kitapları okuyup, özetini çıkartmak suretiyle bir ödev hazırlamamız istenirdi. Sömestr tatillerini kitap okuyup ödev hazırlayarak geçirirdik. Duy da inanma! O zamanlar ilkokuldaydım ve beş sene boyunca verilen kitaplardan hiçbirini okumadım. Verilen şablona göre ödev hazırlamak hem saçma gelirdi, hem de ödev olarak kitap okumaktan hoşlanmazdım. Sonraları bu durum değişse de, ilkokul hayatım boyunca kitaplarımı annem okudu yahut komşumuzun kızından yardım aldı ve ödevlerim, annemin resme olan yatkınlığını da kapakta kullanmasıyla, öğretmenimin hayranlığını kazanmama sebep oldu. O zamanlar bilgisayar yoktu çoğu evde. Ödev kapaklarını kendi çizim ve yazılarımızla hazırlardık, yani annem hazırlardı. Bu sahtekarlığı bir marifet olarak anlatmıyorum esasan bahsetmek istediğim başka bir konu var: Küçük yaşlarda, kitaptaki kurgu üzerine öğretilenler yüzünden, uzunca bir süre durum hikayelerini sıkıcı bulup bir kenara ittim. Sebebi, kitapta hiçbir olay olmamasıydı. O zaman düşünmeye de hevesim olmadığından o tip kitaplardan uzak durdum. Sonra lisede durum hikayeciliği hakkında bir şeyler öğrenmeye başladım. Öğrendiklerim bende bazı çağrışımlar yapsa da yine de ön yargılarımdan kurtulamayıp, o tür kitapları pek okumadım. Sonra yıllar geçti, bu sefer de serbest çağrığım diye bir şey çıktı karşıma. Psikolojiye olan iflah olmaz merakım sayesinde anlamını biliyor ama romanlarda bir teknik olarak kullanılmasını anlamsız buluyordum. Son birkaç senedir ise, serbest çağrışım tekniği, durum hikayeleri ve monolog okumaya bayılıyorum! Bunda iyi kitaplar okumamdan çok, bana öğretilen kalıpları kırmanın da çok büyük etkisi var diye düşünüyorum. Virginia Woolf’un, Miss Dalloway ve Deniz Feneri kitapları, bence bu açıdan önemli örneklerdir. Alışılmışın dışında bir kurgusu olan bu tip kitaplar, daha çok anlatım tarzı ve tekniğiyle öne çıkıyor.

Sekiz çocuklu Ramsay ailesi, dostlarıyla birlikte İskoçya’da yaz tatillerini geçirmektedir. Mrs. Ramsay, kocasına hayran güzel bir kadınken, Mr. Ramsay daha çok kendisiyle meşgul, otoriter bir aile babasıdır. Hikaye, evin küçük oğlunun deniz fenerine gitmek istemesine rağmen, hava muhalefeti yüzünden bu ziyaretin bir türlü yapılamamasıyla başlar. Bundan sonra, Mrs. Ramsay’in gözünden kocası, kocasıyla olan ilişkisi, kocası ve çocuklarının ilişkisi, kendisiyle çocukları arasındaki ilişki ve kendisiyle ilgili düşüncelerine dair monologlar okumaya başlarız. Mrs. Ramsay, kocasına hayran olmakla birlikte, onun kendisi ve kendi fikir ve eylemleriyle bu kadar alakadar olmasının, aralarına mesafe soktuğunu görmektedir. Öte yandan, birlikte tatil yaptıkları ressam arkadaşları Lilly’nin bekar ve kendi ayakları üzerinde duruyor olması, Mrs. Ramsay’nin hayatta bir kadın olarak var oluşunu da sorgulamasına sebep olur.

Kitaptaki ilk bölüm aşağı yukarı ailenin bir günü, ikinci bölüm on yıllık bir sürede yaşananları, son bölüm ise on yıl aradan sonra Ramsay’lerin deniz fenerine gitmelerini anlatır. Mrs. Ramsay ölmüş, birçok olay yaşanmıştır. Deniz fenerine gitmek James için küçüklüğünde bir tutkuyken, artık neredeyse anlamını yitirmiştir. Babasının uzaklığı, üzerinde hissettiği baskısını dolayısıyla babasına bakış açısının nasıl oluştuğunu okur, görürürüz.

Kitapta bahsedilen anlarla birlikte, o anlara eşlik eden mekan, ses, renk ve kişiler, kahramanların zihinlerinde bazı çağrışımlara sebep olarak, kitabın akışını etkilemekte. Kitapta anlatılanların birkaç katmandan oluştuğunu söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Yani, roman karakterlerinin paylaştığı ortak olay ve durumlardan söz ederken, hemen arkasında ve bence içinde demek daha doğru olur, olayların kahramanların zihinlerindeki/iç dünyalarındaki etkilerini de aynı parallelde okumamız mümkün.

Tabii ki Woolf’un, kadın- erkek ilişkilerini, kişinin iç dünyasını, iç ve dış gerçekleklik kavramlarını irdelerken, kadının hayattaki var oluşu, görev ve sorumluluklarına değinmeden geçmesini de bekleyemeyiz. Okurun çok gözüne sokulmasa da, ailesi, evi ve ev hanımlığı için yaşayan Mrs. Ramsay ile hayatını resim yaparak kazanan bekar ve özgür Lilly arasında bir karşılaştırma yapılmakta. Dikkate değer…

Bu kadar bilgi verdikten sonra, gelelim benim yorumuma. Virginia Woolf’un Freud’dan etkilenmesini, benim de Freud’un kitaplarını severek okuduğumu ve psikanalize olan merakımı hesaba katarsanız, kitabı ne kadar beğendiğimi tahmin etmeniz zor olmaz. Bununla birlikte Woolf’un dil ve üslubunu, tarzını çok seviyor ve beğenerek okuyorum. İlk okuduğum kitabı ‘Miss Dalloway’de biraz acemilik çekip çuvallasam da, Allah’tan okuduğum diğer kitapları sayesinde böylesine kıymetli bir yazardan mahrum kalmamayı başardım. Ama tabii kitabın sadece teknik yanından bahsedersem haksızlık etmiş olurum zira, şimdiye kadar okuduğum kitpların içinde en hüzünlülerinden biriydi… Özellikle Mrs. Ramsay’in eşine ve ilişkilerine dair monologları burnumun direğini sızlattı. Şimdi tekrar düşündüğümde görüyorum ki, Woolf’un kullandığı kelimelerde bir özellik yoktu. İngilizce’sinden okusam nasıl olur bilmiyorum ama, son derece basit kelimelerle kurmuş cümlelerini. Ancak çok duygu yüklemiş her birine… Kitabı okuyan herkesin bu kadar etkilenmesinin başlıca sebebi bu bence…

Biz, kendimizi hazırladığımız çerçeveye uygun düşmeyen ne olursa olsun, reddetmeyi ve beğenmemeyi hatta kimi zaman aşağılamayı seven bir milletizdir. Merakımızı başka konularda o kadar çok tüketiyoruz ki, böyle şeyleri düşünmeye takatimiz kalmıyor, dolayısıyla bu tip ‘anlamsız ve saçma’ kitapları okumayı vakit kaybı olarak görüyoruz.  Yeni yeni kitap okuyanlar için bunu anlayabiliyorum ancak uzun süredir, düzenli kitap okuyanların bence Woolf okumaları kesinlikle şart. Diğer taraftan, Virginia Woolf’u seven ve okuyanlara, yazarın günlüklerini okumalarını da şiddetle tavsiye ederim.

‘’Öyleyse ne idi bu? Ne demek oluyordu? Birtakım şeyler böyle birden ellerini uzatıp insanı yakalayabilirler miydi? O kılıç kesebilir miydi? O yumruk inebilir miydi? insanın güven içinde olacağı hiçbir yer yok muydu? Dünyanın gidişini yürekten bilmenin olanağı yok muydu? Yaşam böyle, beklenmeyen bilinmez bir şey miydi? insan kendini bir kulenin tepesinden boşluğa atımıveriyordu?’’

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.