DOPPLER ERLEND LOE

doppler
(0/10 Puan)

Doppler Erlend Loe

A+ A-

Hepimiz arada bir başımızı alıp gitmeyi istiyoruz. Kimsenin olmadığı bir yere, kimsenin bizi tanımadığı bir yere, sadece sevdiğimiz yahut ailemizle olabileceğimiz bir yere, sevdiğimiz şeyleri yapacağımız, hoş şeyler yaşayacağımız ya da hiçbir şey yapmayacağımız bir yere… Bu yer kimine göre bir dağ başı, kimine göre sahil kenarı, kimine göre ormanda bir kulübe ya da denizin ortasında bir sandalın içi olabilir. Bunlar çoğaltılabilir elbette… Ben de birkaç sene evveline kadar böyle şeyler düşünüyordum. Hatta kendimi bırakıp gitmeyi –nasıl olacaksa- her şeyden çok istiyordum ki ne mümkün! Ama diğerleri mümkün. Sadece neyi tercih ederken ne(ler)den vazgeçtiğimizi bilmek ve göze almak yeterli. Benim böyle bir imkanım olmadı hiçbir zaman. Şimdi de başımı alıp gitme düşüncesi bencilce geliyor. Neden kaçıyorum, neyi inkar ediyorum? Kaçtığım, görmek istemediğim şey ben orada olmadığımda da varsa ve zihnimin bir köşesinde öylece duruyor, hiç değilse rüyalarımda karşıma çıkıyorsa neye yarar? Yaramaz… Kendi heves ve isteklerimi, kendi ellerimle parçalamakta da üzerime yoktur doğrusu.

Ailesiyle güzel bir hayat süren, meslek sahibi Andreas Doppler, ormanda geçirdiği bisiklet kazası sonrası hayatını değiştirmeye karar verir. İşini, eşyalarını, arkadaşlarını ve ailesini bırakarak şehrin dışındaki bir ormanda yaşamaya başlar. Böylece modern dünyadan, iş sorumluluğundan, evdeki görevlerinden, eşinin beklentilerinden hatta Irak Harekatı’yla ilgili haberlerden dahi uzak kalacak, huzurlu olacaktır. Tabii ormanda yaşamak kolay değildir. Kış geldiğinde meyvelerle karın doyurmak imkansız hale gelince Doppler, bir anne geyiği öldürür. Sonradan Gongo adını verdiği yavruyu ise yanına alarak, onunla birlikte yaşamaya başlar. Arada bir ziyaret ettiği Düsseldorf adlı bir arkadaşı da vardır. Fakat zaman ilerledikçe Doppler’in ziyaretçileri çoğalır ve artık kendine başka bir yer bulması gerekir.

Düsseldorf’un babası hakkında anlattıkları ve ardından oğlunun onunla kalmaya gelmesiyle Doppler, kendi babası ve babalığıyla ilgili de düşünmeye başlıyor ve kitapta bu konunun üzerine de düşülüyor. Esprili ve eğlenceli bir anlatımı olan kitabı keyifle okudum. Doppler’in yaşadığı bunalım ve değişimin yanı sıra modern hayat ve tüketim toplumu eleştirilerini de kitapta görmek mümkün. Genelde kendini arayış, ne istediğini düşünme ve buhran konularını daha karanlık bir atmosferde okuruz ancak buradaki ironik ve mizahi anlatım bence hoş ve ayarında olmuş.

Okumazsanız kaybedeceğiniz bir şey yok bence… Fakat kafası karışık, depresif insanların da eğlenceli olabileceğini görebilirsiniz. He bir de Norveç’te yaşayan insanların dertlerini merak ediyorsanız, hoşunuza gidebilir. 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.