DÜŞÜNCE DÜŞLENİR DÜCANE CÜNDİOĞLU

media5579101a18b60.png
(0/10 Puan)

Düşünce Düşlenir Dücane Cündioğlu

A+ A-

Düşünme eyleminin başlı başına bir iş olduğunu ifade ederim hep. Hatta ileri gidip, düşünmekten kaçan, düşünmeyen insanların yaşamadığını iddia ederim. Herkesin konuşurken sıkça kullandığı ancak gerçek manada eyleme dökebildiğinden şüphe ettiğim ‘düşünme’ kelimesinin sözlük anlamına bir bakalım. Düşünme;

1.Duyum ve izlenimlerden, tasarımlardan ayrı olarak aklın bağımsız ve kendine özgü durumu.2.Karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisi.

3.Düşünmek durumu, tefekkür.

4.Zihnin bir konuyla ilgili bilgileri karşılaştırarak, aralarındaki bağlantıları inceleyerek bir yargıya ya da karara varma etkinliği.

5.Zihinden geçirme ya da zihin yoluyle arayıp bulma.

Bu maddelerin hepsi teker teker, uzun uzadıya anlatılacak, örneklendirilecek ve tartışılacak nitelikte. Bunları özellikle yazarak, düşünürken nasıl bir işin içine girdiğimizi/ girmemiz gerektiğini biraz da olsa göstermek istedim.

Sözde herkes bir şeyler düşünüyor ancak kimler hakikaten düşünüyor, bunu ayırt etmek o kadar da zor değil. ‘Ben şöyle düşünüyorum…’la başlayan cümlelerin büyük bir çoğunluğu, başkasının kopyala-yapıştır düşüncelerinden ileri gidemiyor. Söylediği yahut savunduğu konular ve davranışları arasında o kadar büyük bir uçurum var ki, paçalarından adeta sakillik akıyor. Sadece kendi gibi düşünen ve yaşayanlarla konuştuğu yahut onların kitaplarını okuduğu için, düşünceleri kısır, bakış açıları ise dar kalıyor. Günümüzde yapılan televizyon programları ve yazılan kitaplar, insanların kendileri üzerine düşünmesine mahal vermeden, direk ne yapacakları hakkında uzun uzadıya listelerler vererek, doğru olanın bunlar olduğunu dikte ettiriyorlar. Bir de üstüne, farklı düşünen insanların toplumun yahut kendi çevresinin dışına itilmesi yahut kendini itmesi, insanlarda düşünmeme eylemini pekiştirir nitelikte.

Dücane Cündioğlu bütün bunlara inat, düşünmeye ve düşündürtmeye devam ediyor. Bazı kesimler tarafından eleştirilse, sevilmese ve hatta ötekileştirilse de, kendisini okuyan ve dinleyen büyük bir kitle var. Diğer kitaplarında olduğu gibi, Cündioğlu bu kitabında da okuyucusunu kelimelerin ve düşüncenin dünyasında keyifli bir gezintiye çıkarıyor. Düşünce ve ona ilintili konularla ilgili yazdığı denemeler, içeriği ortalama iki-üç sayfadan oluşan konu başlıkları altında toplanmış. Bu, okumayı kolaylaştırdığı gibi konu üzerine daha derli toplu düşünmeyi de sağlıyor bana göre. Denemeler, hem birbirinden bağımsız, hem de birbiriyle ilişki içerisinde. Bu sayede, bütün kitabı okuyup bitirmek zorunda kalmıyor, konu başlıklarını farklı zamanlarda da okuyabiliyorsunuz. Ben, Cündioğlu’nun kitaplarını o kadar çok seviyorum ki, okuduğum deneme bitmeye yakın, sonraki için sabırsızlanıyorum. O yüzden kitaplarını zamana yaymak, benim için pek de mümkün olmuyor.

Bir yazarı sevmek için onun her fikrine katılmak gerekmez. Belki de bir yazarı aklıma yatan bir-iki fikri için bile sevebilirim. Asıl önemli olanın, daha önce hiç düşünmediğim, düşündüğümü sanıp da tek bir noktaya saplanıp kaldığım yahut körü körüne uyguladığım davranışlarım hakkında düşünmemi sağlamasıdır, benim için. Bazen düşünüp, yine dönüp kendi fikrimin doğru olduğuna ikna olduğum zamanlar da çok olmuştur, bir kitabı okurken. O yüzden, okuduğunuz kitaplar çok önemlidir. Kafa dağıtmak, herkesle aynı fikirde olmak, işi- gücü bahane etmek, bunlar meziyet değil. Başımıza ne geliyorsa, gerek özel hayatımızda olsun gerek toplumsal, hepsi ama hepsi düşünce tembelliğinden, dolayısıyla okumamaktan. Nice düşünen çocuk, ilkokul sıralarına oturmakla birlikte, ülkedeki eğitim sistemi sebebiyle düşünceden, düşünmekten uzaklaşıyor ve böylece, belki bilgili ancak tutarsız, ruhu ve aklı arasında dengeyi yakalamakta zorlanan bireyler halini alıyorlar. Bilmek ve bilgiyi içselliştimek arasında büyük fark var.

Cündioğlu, videolarından birinde aşağı-yukarı şöyle diyordu: ‘Ben kendiyle derdi olan bir adamım. Kendiyle derdi olanın, başkalarıyla uğraşmaya ne hali ne de vakti kalmaz.’ Bu lafı o kadar sevdim ki, duyduğum günden beri kendime düstur edindim. Derdi kendiyle olanlardan olmak dileğiyle…

 

Muhafazakarlığın en temel karakteristiği biraz da yaygın olandan, yerleşmiş olandan, her daim olagelenden yana seçimde bulunmakla neredeyse eştir. Kısaca muhafazakarlık doğru ve gerçek olanı korumanın değil, bilakis genel ve yaygın olanı korumanın adıdır: bir tür garanticilik… riske girmeme… hep aynı yerden, aynı noktadan dünyayı seyretme… hareket etmeden seyretme… pozisyon değiştirmeme… olanı sırf olduğu için ve bir kez daha olabileceği için onaylama… onay sayısının artmasının sağladığı hız ve hazla sırtını olup bitene dayama… evet, bir tür herkesleşme…

 

Söz büyük ve fakat sözü söyleyen küçük olunca, küçük büyümüş olmaz.

 

Unutmayın, gerçek soru cevabı dışarıdan davet etmez; bilakis onu içinden çıkarır.

 

Şaşkına dönmek, esasen utanılacak bir durum değildir. Bilakis şaşkına dönmek, şaşkına dönebilecek bir mizaca sahip olmak fazilettir. Sorun, şaşkına dönmekten/ döndürülmekten değil, bu şaşkınlığın hazzıyla yetinmekten; her daim başkalarının kendisine numara yapmasını beklemekten kaynaklanır.

 

Bir şeyi mesele edinenler sevilmez, onlara saygı duyulur.

 

Düşünceyle, düşüncelerle belleğimizi doldurmak yerine, düşünmenin kendisi hakkında (bizatihi) düşüneceğimiz günler de gelecek mi?

 

…. mesai sarfetmek, zaman israf etmek değildir.

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.