DÜŞÜNCENİN ÇAĞRISI KANT- SCHOPENHAUER- HEİDEGGER

dusuncec
(0/10 Puan)

Düşüncenin Çağrısı Kant- Schopenhauer- Heidegger

A+ A-

‘Bu kadar çok düşünme hasta olacaksın.’ Bir şeyi kırk kere söylersen olur derler ya ben kendimi bildim bileli duyarım bu lafı. Çocukken camdan bakar bir şeyler düşünürdüm,. Annem ya da babam, özellikle, düşüncelerimi böler kafamdan neler geçtiğini merak ederlerdi. Paylaşmazdım. Ya hiçbir şey düşünmediğimi söylerdim ya da bir şeyler uydururdum. Aklımdan geçen bir-iki şeyi paylaştığımda beklediğim/istediğim tepkileri almadığım için merak ettiğim şeyleri ansiklopediden okurdum. O zaman internet yoktu. Hayatım boyunca –herkes gibi- bir sürü şey yaşadım, kafayı üşütmenin kıyısına da geldim, her şeyden vazgeçtiğim zamanlar da oldu, ideallerimin peşinden de koştum, düştüm, kalkamadım sonra kalktım… Hasta değilim, hiçbir zaman da olmadım ve bunu düşünerek başardım. Eminim ki düşünmeseydim hasta olurdum. Benim hayatın üstesinden gelebilme biçimim bu çünkü. Zor mu? Zor. Ama zor olmayan bir şey var mı hayatta? Kimisi de hiçbir şey düşünmeyerek hayata adapte olmaya çalışıyor. Eskiden kızardım onlara, tahammül edemezdim. Şimdi anlıyorum, onlara hak veriyorum hatta. Herkes kendince bir çaba sarfediyor, yol bulmaya çalışıyor. Görüyorum.

Adından da anlaşıldığı üzere kitap, üç büyük filozofun düşünme ve düşünce hakkında kaleme aldıkları metinlerden oluşuyor. ‘Düşünce Düşünülür’ adlı ilk bölümde Ahmet Aydoğan’ın önsöz niteliğindeki yazsını uzun uzun okuyoruz. Kitapta, Kant idealizmi ve Hint Felsefesini harmanlayan Schopenhauer’in, ‘Kendi Kendine Düşünmesini Öğrenmek’ ve ‘Düşünmenin Gereksindiği:Sükunet?’ adlı iki metni yer alırken; Varoluşçu filozof Heidegger’in ‘Düşünmek Ne Demektir?’ ile ‘Düşünmeye Çağıran Nedir?’ başlıklı yazıları var. Alman klasik idealizminin kurucusu Kant’ın ise ‘Kişinin Düşünerek Yönünü Tayin Etmesi Ne anlama Gelir?’ adında, sadece bir tek metni yer alıyor. Bu metinlerde insanın düşünen bir varlık olup olmadığı, düşünmenin insana katkısı, özündeki varlığı, düşünmenin esasen ne yapmak olduğu, çıkarımda bulunmanın ve düşlere dalmanın anlamı, insanın düşünme karşısındaki kayıtsızlığı, düşüncenin ne beklediği ve nelerin düşünceyi çağırdığı gibi konulara değiniliyor.

Kitabı çok severek, keyif alarak ve heyecanla okudum. Okudum da ne anladım? Kitabı elime alıyorum söyle bir bakıyorum. Schopenhauer’in yazılarında altını çizdiğim onlarca satır varken, Kant ve Heidegger’de soru işaretleri cirit atıyor. Sonradan tekrar okuyup düşünmek, araştırmak ve danışmak için not almışım. Çünkü anlamakta çok zorladım. Cümleleri anlamaya rağmen cümlenin manasını anlayamamanın ne demek olduğunu yaşayan varsa, beni anlayacaktır. Bu yüzden fazla üzerine gitmeyip kendimi hırpalamamak için işaretledim ki, ileriki zamanlarda okuyayım diye… Ancak Schopenhauer’in metinlerinde benzer bir durum yaşamadım. O yüzden okumak ve düşünmek üzerine, şimdiye dek hiç aklıma gelmeyen fikirler karşısında ufkum açıldı. ‘Düşüncenin Çağrısı’ tekrar tekrar okuyacağım bir kitap…

Aynı konudan bahsetse dahi bazı kitapların dil ve üslubu daha ağırken bazılarının, herkesin anlayacağı yalın bir anlatımı olduğunu biliyoruz. Dilinin sade olması yazılanların değerinden bir şey kaybettirmez bana göre, bilakis derin konuları herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatmak zordur da… Yani yazarın birikimine bakmadan, samimiyetini sorgulamadan ve düşüncelerinin içeriğini irdelemeden anlatımındaki sadeliği eleştireni de yeni görüyorum. Bunları bir deneme yazısı üzerine şahit olduğum eleştiri yüzünden yazmak istedim. Zira nice gösterişli yazılar var da baksanız mantık yok, bağlam yok, bütünlük yok hatta anlam yok… Yapmayın böyle şeyler. 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.