EĞİTİM ÜZERİNE IMMANUEL KANT

egitim
(0/10 Puan)

Eğitim Üzerine Immanuel Kant

A+ A-

Çok okuyan mı, çok gezen mi yoksa çok düşünen mi? Birçoklarına göre uyuyan felsefeyi uyandıran ve çalışmalarıyla çığır açan ünlü filozof, fizikçi ve matematikçi Immanuel Kant, 1724 yılında Prusya’da, küçük bir kasabada dünyaya geldi ve ölene dek buradan dışarı çıkmadı. Maddi sıkıntılar nedeniyle zor bir çocukluk geçiren, babasının ölümünden sonra hem çalışıp hem okumak zorunda kalan Kant, genç yaşlarında güneş sistemi üzerine çalışmalar yapıp, Nebula Hipotezi'ni ortaya attı. Ketum ve yakınlarına karşı sert bir tavrı olduğu yazılan filozofun öyle çalkantılı bir hayat hikayesi yok. Okul hayatındaki başarısını ilerleyen yıllarda da gösterip, on senelik bir inziva döneminden sonra yayımladığı ‘’Saf Aklın Eleştirisi’’ kitabıyla büyük sansasyon yarattı. Zayıf bir bünyeye sahip olduğu için her şeyi her gün, aynı saatte yapmaya özen gösterirmiş. Ama Jean Jacques Rousseau’nun ‘’Emile’’ini okuduğu dönemde rutin yürüyüşlerini iki kez aksatmış. Kitaba dalmış anlayacağınız… Aksi halde günlük programı aksadığında huysuzlanırmış. Her sabah saat beşte kalkar, akşam saat onda yatarmış. Ne var ki sağlığı bozulmaya başlamış ama Kant fiziksel sağlığından çok zihinsel sağlığı için edişeleniyormuş. Ders vermeyi ve yazmayı bıraktıktan bir süre sonra ise filozofa inme indi ve eleştiri felsefesinin babası, hayata gözlerini yumdu. 

‘’İnsan eğitime ihtiyaç duyan tek varlıktır. Çünkü eğitimden biz ahlaki terbiye ile birlikte bakıp büyütmeyi, umumi talim ve terbiyeyi anlamalıyız. ‘’ Immanuel Kant ‘’ Eğitim Üzerine’’ adlı kitabına bu satırlarla başlıyor. Kitap, sunuş yazısı dışında altı bölümden oluşmakta. Bölümler; Eğitim Üzerine, Fiziki Eğitim Üzerine, Kültür (Öğretim), Ruhun Eğitimi, Ahlaki Eğitim ve Pratik Eğitim olarak isimlendirilmiş. Filozofun kendi hayatını da göz önünde bulundurduğumuzda, disipline verdiği öneme şaşırmamak lazım. Ancak Kant’ın disiplin anlayışı asla bir sindirme amacı gütmez. İnsanın hayvani tabiatının onu sınırlayacağını anlaması ve insanın, insanlığının daha iyi bir duruma getirilmesi açısından disiplini gerekli görür. Eğitimin insana, kültür ve öğrenim de kazandırması gerektiğini belirterek, yeteneği ortaya çıkaracak şeyin kültür olduğunu ifade eder. Kant,insanın mekanik bir şekilde alıştırılıp eğitilebileceğini ancak önemli olanın düşünmeyi öğretmek olduğunun altını özellikle çizer. Ona göre insan, düşünmeyi öğrenerek gelişigüzel, tesadüfi yaşamaz. Filozofun ahlaki eğitimle ilgili fikirleri de ilgi çekicidir. Ona göre ahlaki eğitimdeki ilk çaba ve amaç şahsiyetin oluşmasıdır ve bunu cezayla sağlamak mümkün değildir. Öte yandan Kant, itaat eksikliği karşısında çocuğa manevi ceza verilmesini, çocuğun ahlaki eğitiminde önemli bir unsur olarak görür. Şu satırlar da akılda tutulmalıdır bana göre: ‘’ Çocuklara sadece yaşlarına uygun olan şeyler öğretilmelidir. Çoğu anne baba çocuklarının çokbilmişliklerinden hoşnutluk duyar; fakat genellikle böyle çocuklardan hiçbir şey olmaz. Bir çocuk zeki ve kurnaz olmalıdır, ama sadece çocuk olarak. Bir maymun gibi büyüklerin davranışlarını taklit etmemelidir.’’ Peki insan ahlaken iyi midir yoksa kötü mü? Kant’a göre insan tabiati itibariyle ne iyidir ne de kötü zira o tabiati itibariyle ahlaki bir varlık değildir. Ne zaman ki insan ödev ve yasa fikrini geliştirir, o zaman ahlaki bir varlık halini alır. Kötüye meyli olan insanoğlu ancak erdemle yani kendini sınırlayarak ahlaki anlamda iyi olabilir. Ve elbette vicdan… Vicdan, içimizdeki yasadır ve eylemlerimiz de bu yasanın tatbikidir. 

Yazarın Kant olması göz korkutmasın çünkü her şey anlaşılır, gayet açık ve net. Elbette Kant Felsefesi’ne aşina olanlar, yazılanları çok daha iyi anlayacak ve değerlendireceklerdir ama bilmeyenler de rahatça okuyabilirler. Fakat kitabı okuduktan sonra çocuk yetiştirmenin felsefesini çözdüğünüzü ve derhal tatbik edeceğinizi falan düşünmeyin, bence. Kitabı bu beklentiyle de okumayın. Çünkü günümüz okullarını, eğitim sistemini, başarı ve değer anlayışlarını düşündüğümüzde çocuk eğitimi sadece anne-babaya ve hatta öğretmene değil, bir sisteme bağlı. Bu sistemin değişmesini ne kadar istesem de, her konuda olduğu gibi bu konuda da, bunun artık önüne geçilemeyecek yuvarlanışın bir parçası olduğunu düşünüyorum. Okullar şirketleşmekte, öğretmenler üstlerine rapor vermek zorunda oldukları için yaratıcı davranamayıp inisiyatif alamamakta, veliler okulu ve öğretmenleri memnun etmek için çocuklarını bunaltmaktalar. Öte yandan ne olursa ve kim olursa olsun, çocukları mümkün olduğunca eğitmeye, yetiştirmeye çalışmak gerekir mi? Bence gerekir. Ancak kendi yetişmemiş, eğitilmemiş yahut kendini eğitmemiş bir yetişkin nasıl çocuk eğitebilir? Bu yüzden, çocuk yetiştirmekle kafayı bozmaktansa, önce yetişkinler kendilerini eğitmeli, yetiştirmeli, şapkalarını önlerine koymalı ve düşünmeliler. Ama tabii bunu yapmaktansa, ufacık çocuklar üzerinde tahakküm kurmak daha kolay geliyor. 

Neyse, ben bu konulara girersem çıkamam çünkü son zamanlarda ziyadesiyle sinir oluyorum. Kitaba dönersem, Kant’ın tutumu bazen sert gelebilir, yanlış ve yersiz bulunabilir, bazı fikirlerin bir raddeden sonra olumsuz etki edebileceği vs. düşünülebilir. Immanuel Kant en nihayetinde bir insandır ve yazdıkları tartışılabilir. Zaten felsefe böyle bir şeydir arkadaşlar; bir yere varmak değildir amaç, yolda olmaktır. 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.