FELSEFENİN TESELLİSİ BOETHİUS

teselli
(0/10 Puan)

Felsefenin Tesellisi Boethius

A+ A-

Eski bir Roma konsülü olan babasını küçük yaşta kaybeden Boethius, önemli bir devlet adamı olan aile dostu tarafından evlat edinilir. Böylece çocukluğundan beri çok iyi bir eğitim alır ve devlet kademelerinde hızla yükselir. İyi eğitimi ve soyadı sayesinde dönemin kralının güvenini kazanan genç adam, otuz yaşında konsül olduktan sonra daha ayrıcalıklı ve onurlu görevlere atanır. Kendisini evlat edinen Symmachus’un kızıyla evlenir ve iki oğlu olur. Boethius’un bu hızlı yükselişi, sevilmesi ve saygı duyulması bazılarını rahatsız eder. Roma’daki yöneticiler arasındaki güvensizliğin tırmanışa geçmesi, siyasal ve dinsel anlamda sıkıntılı bir döneme girilmesine sebep olur. Bu durumu fırsat bilenler, krala Boethius hakkında birtakım asılsız suçlamalarda bulunur, iftira atarlar. Boethius kendini ne kadar savunmaya çalışsa da kral, suikast planında onun da parmağı olduğuna inanır. Vatan hainliği suçlamasıyla tutuklanan Boethius hapse atılır ve hiçbir söz hakkı verilmeden idama mahkum olur. Hapiste geçirdiği günler boyunca, Roma Mahkemesi’nde yapamadığı savunmayı ‘Felsefenin Tesellesi’ adıyla kaleme alır.

‘Felsefenin Tesellisi’ (Philosophiae Consolatio), beş kitaptan oluşuyor. Haksız yere idama mahkum edilen ve onuru zedelenen Boethius biçare, karar gününü beklerken birdenbire yanında Felsefe adını verdiği güzel bir kadın belirir. Yaşamıyla ilgili bir iç hesaplaşmaya girdiği bu eser, Felsefe adını verdiği kadınla Boethius arasında geçen diyaloglardan oluşmakta. Kader, şans, tanrısal öngörü, özgür irade gibi konulara değinilirken Boethius’un, kendinden önceki birçok filozoftan etkilendiği görülüyor. Düşünür, devlet yönetiminde yaşanan karışıklıklar, idarenin tek kişinin karar ve hükmünde olmasının yarattığı karmaşa, ailesini düşürdüğü durum ve içinde bulunduğu kaos ortamından hareketle kendine dönerek; hak, ahlak, erdem ve mutluluk kavramlarını tekrar ele alıp değerlendiriyor. Boethius’un hiçbir yere gönderme yapmadığı eserinde işlenen irade özgürlüğü, tanrısal öngörü, masum insanların çektiği sıkıntılar ve adalet gibi konularda, inanç ile aklı uzlaştırma çabasını görmek mümkün.

Felsefe ile kendi arasında geçen  sohbetin kurgulandığı eserde Boethius, kimi zaman diyaloglara katılırken, kimi zaman sadece yazar olarak kendini gösteriyor. Düz yazı olarak kaleme alınan ‘Felsefenin Tesellisi’ retorik teknikleriyle örülü. Bununla birlikte metinlerin arasına serpiştirilen şiirler de esere eşlik ediyor. Kitabı okumaya başlamadan evvel biraz kaygılıydım. İlkin sıkılacağımı düşündüm. Fakat Çiğdem Dürüşken’in sunuş yazısının beni can evimden vurduğunu söyleyebilirim. Sadece o yazı için, sadece çevirmenin hatırı için bile tüm kitabı okuyabilirdim. Durum öyle olmadı tabii… Kitaba başlamamla birlikte hem gözüme, hem gönlüme, hem de aklıma hitap eden cümlelerle karşılaşınca açıkçası biraz şaşırdım. Boethius’un okura kendini sorgulatmasının yanı sıra, bunu yaparken kullandığı dil, o şiirsel anlatım, tam gevşemişken bir cümleyle silkinip toparlanma hali, kitabı elimden bırakamadan okumama sebep oldu. Felsefeyle ilgilenmeyen ve hatta bihaber olan insanların dahi okuyup anlayabileceği ve hatta keyif alacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Yaşarken masumiyetini bir türlü kanıtlayamayan, ailesini de zor durumda bıraktığı için iyice onuru zedelenen ve ‘Felsefenin Tesellisi’ni kaleme alarak mahkeme karşısında olmasa da insanlık karşısında kendini savunan Boethius’a ne mi oldu? Alnına geçirilen bir sicim, gözleri yuvalarından fırlayana kadar gerildi ve o haldeyken kalın bir sopayla ölene dek dövüldü…

 

‘’Talihsizliğin en ağır yükü, zavallı insanlar bir suçtan mahkum edildiğinde, çektikleri her türlü cefaya layık olarak görülmeleridir.

 

Gözlerimizin önünde durana bakmak yeterli değildir. Bilgelik gelecekteki olayların sonucunu değerlendirir. Kaderin ikili yön değiştirmesi, onun tehditlerini korkulacak bir şey olmaktan çıkardığı gibi, akıl çelmelerini de istenecek şeyler olmaktan çıkarır. Sonuçta bir kez boynunu onun boyunduruğuna geçirmişsen, kaderin oyun sahasında ne oynanırsa oynansın, olayları serinkanlılıkla karşılaman gerekir.

 

Tamamen sana ait şeyleri kaybetmişsin gibi, şikayet etmeye hakkın yok ki!

 

Kaybettim diye hayıflandığın şeyler sahiden senin olmuş olsaydı onları asla kaybetmezdin.

 

Çünkü talihsizliklerin içinde en berbatı, bir zamanlar mutlu olmuş olmaktır.

 

Talihin dost kıldığını talihsizlik düşman kılar. Düşmana dönüşmüş bir dosttan daha fazla zarar verecek bir başka bela var mı şu dünyada?’’

 

 

 

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.