GEÇMİŞ ŞİMDİ GELECEK HASAN ALİ TOPTAŞ

gecmis
(0/10 Puan)

Geçmiş Şimdi Gelecek Hasan Ali Toptaş

A+ A-

Başta ‘’Gölgesizler’’, ‘’Heba’’ ve ‘’Bin Hüzünlü Haz’’ olmak üzere, okurken hayran kaldığım ancak ‘’Kuşlar Yasına Gider’’le büyük hayal kırıklığı yaşadığım, buna rağmen inatla okumaya devam ettiğim Hasan Ali Toptaş’ın, ‘’Geçmiş Şimdi Gelecek’’ kitabı, on dokuz öyküden oluşuyor. Bu öyküler, yazarın ilk kez 1987 yılında yayımlanan ‘’Bir Gülüşün Kimliği’’, 1990 yılında yayımlanan ‘’Yoklar Fısıltısı’’ kitaplarından ve ‘’Ölü Zaman Gezginleri’’ nde yer almayan öykülerden derlenmiş. Toptaş zamanında bu öyküleri kendi imkanlarıyla yayımlatmış ancak pek ilgi görmemiş. Neredeyse 30 sene sonra, Everest Yayınları’yla birlikte Toptaş’ın bu eski öykülerini okuma şansını yakalıyoruz. Kitap üç bölümden oluşmakta. Bölümler adlarını, yukarıda bahsettiğim kitaplardan alıyor. Bir Gülüşün Kimliği, İçimdeki Orkestra, Şüphesiz Bir Şüpheli, Acıya Demir Atmak, Ak Saçlı Çılgındılar, Savrulan Etek Balesi ve Herkes Hiçbir Yerde kitaptaki öykülerden bazıları… Kahramanlar, mekanlar yahut olaylar farklı olsa da öykülerin çoğunda hayal ile gerçekliğin iç içe geçmişliğini görüyoruz. İyi mi, kötü mü bilmiyorum ancak bu tarz Toptaş’la iyice özdeşleşti. Farklı bir şeyler denemesini düşünsem de bilmiyorum yadırgar mıyım. Ayrıca, orta direğin yaşam, hayat ve varoluş kaygıları, diğer insanlarla ilişkileri ve bu ilişkilerin kendi iç dünyalarındaki yansımalarını okuyoruz daha çok. Yani, yıllar geçse de yazarın tarzında bir değişiklik olmamış, bence.

Öyküler güzel, beğendim fakat içlerinde aklımda yer eden, etkilendiğim olmadı. Yazarın ilk ürünlerini içermesinden ötürü ‘’Geçmiş Şimdi Gelecek’’ değerli bir kitaptır ama bilmiyorum Toptaş okumaya buradan mı başlanmalı. Genelde ilk kitapları ya da öyküleri daha çok severim ben. Hatta yeni tanıdığım yazarların öncelikle ilk kitaplarını okumayı tercih ederim. Ne var ki Toptaş’ın öykülerinde böyle hissedemedim.  Üç- dört sayfalık bazı öykülerindeki uzun, ağdalı betimlemeler ne kadar gerekliydi, gerekli miydi? Bence değildi. Yıllar içerisinde dili sadeleşmiş mi? Sadeleşmişse de ben çok anlaşılır bir fark olduğunu düşünmüyorum. Romanda ağdalı bir  dil, uzun betimlemeler çok rahatsız etmez beni ancak özellikle kısa öykülerde uzun betimlemeler bir de ağır bir dille birleşmişse sıkabiliyor. Sıkıyor çünkü öyküden çıkıyor ve ‘’Buna gerek var mıydı?’’ ‘’Niye böyle yazmış?’’ gibi şeyler düşünmeye başlıyorum ve böylece okuduklarıma bırakamıyorum kendimi.

İnsanın beğenilmemesi, başarısız olması tatsız bir şey ancak beğenilmenin, başarının ve sevilmenin de pek kolay olduğu söylenemez hele ki insanlara bir şey sunuyorsanız. Hayatla baş edemediği için yazıyormuş Toptaş. Haklıdır. Sanat, edebiyat hatta hobiler de hayatla baş edemeyenler için bir kaçış, bir rahatlama, bir huzur alanıdır. Sanatı da edebiyatı da sevmem bu yüzden. Yazanlar yazsın, çizenler çizsin, çalanlar çalsın… Birbirimizi sevmekle ya da mutlulukla değil ama huzuru yakaladığımızda dünya daha güzel bir yer olabilir. Olacağı varsa tabii… Olacaksa şayet…  Bence olmayacak ama yine de bu yazıyı böyle bitirmeyeyim; güzel günler görelim!

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.