GÖLGELER VE HAYALLER ŞEHRİNDE MURAT GÜLSOY

gölge
(0/10 Puan)

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde Murat Gülsoy

A+ A-

İlkokuldaki Hayat Bilgisi derslerinde öğretmenimiz, Türkiye haritasını tahtaya asar, memleketimizin politik, coğrafi ve stratejik konumu hakkında uzun uzun bilgi verirdi. Çok şey anlattı, hem de defalarca ancak benim tek aklımda kalan, memleketimizin Doğu ile Batı arasında köprü görevi gördüğüydü… Yaşım çok küçüktü, hislerimi kelimelere dökemezdim ama ailem de Doğu-Batı arasında kalıyordu, seziyordum. Medeni, kültürlü ve görgülü olmak batılı olmakla eş değerdi, bu yüzden de her fırsatta Rumeli göçmeni olduğumuzu belirtirdik. Rumelili olmak bizi diğerlerinden ayırıyor, Batılı ve daha çağdaş yapıyordu galiba ancak bu durumu sindirmiş miydik? Elbette ki hayır. Ailemdeki çelişkilerin, kafa yapısı ve yaşayış tarzı arasındaki dengesizliklerin, Batı hayranlığının ve onlar gibi olmaya çalışmanın ‘’gibi’’ den öteye geçemediğini diğer ailelerde de gördüğümde yaşım epey olmuştu. Hayat, insanın birçok şeyi düşünmesini engelleyecek kadar hızlı akıyor bazen ya da her şey zamanını bekliyor… Çocukken sezdiklerimi anlamam için gördüğüm onca tarih dersi yeterli olabilirdi ancak benim jetonum, birkaç Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay romanından sonra düştü. İnsan birileriyle karşılaşmadan sıkıntılarını sadece kendine ait sanıyor. 

Murat Gülsoy’un mektuplaşma şeklinde yazdığı romanının konusu da Doğu-Batı arasında kalmışlık üzerine… On yaşına kadar İstanbul’da Osmanlı çocuğu olarak büyüyen Fuat, gençliğini Paris’te geçirir. Burada iyi eğitim görür, bir entelektüel olarak yetişir ancak Barbar Türk olarak anılmaktan utanır. Öyle ki isminin değiştirilmesine dahi ses çıkartmaz. Kendini ne oraya ait hisseder ne de buraya… Bu arada kalmışlık, bu yabancılık hissi genç adamı hırpalasa da bir adım atmaya, kendisiyle yüzleşmeye cesaret edemez. Derken, Türk kökenli Fransız bir gazeteci olan Fuat, Meşrutiyet’in ilanını izlemek için İstanbul’a gönderilir. Senelerce, kendine dahi itiraf edemediği duygularla mücadele eden gazeteci, memleketteki olayları takip etmenin yanı sıra köklerinin, ailesinin ve hikayesinin de peşine düşer. İstanbul’da geçirdiği günleri, şehrin atmosferini, insanların yaşayışlarını ve dönemin olaylarını arkadaşı Alex’e bir bir yazar… Kendi çocukluğuna, ailesine ve özellikle babasına konu geldikçe Fuat’ın durumu iyice hassaslaşır. Arkadaşına yazdığı mektuplardaki heyecan, kaygı ve şaşkınlık gözle görülmekte, araştırmaları ilerledikçe pişmanlık, öfke ve hüzün de bu duygulara eklenmektedir. Yıllarca zihninden uzak tutmaya çalıştığı babası, artık hayatının odak noktasındadır…

Fuat’ın babasının kim olduğu bazı yerlerde açıkça yazılmış ama ben bundan bahsetmeyeceğim. Şayet merak ediyorsanız, internet sitelerinden değil kitabı okuyup neyin ne olduğunu öğrenmeniz daha keyifli olacaktır, bence. Kitaba gizemli bir havanın hakim olduğunu söyleyemem. İnsan, romanın ortalara doğru bazı şeyleri seziyor da… Ama bu, romanın cazibesinden bir şey kaybettirmiyor. Eski İstanbul’un o nostaljik ortamını hayal etmek bana göre okumanın en keyifli kısmıydı. Hemen ardındansa bir insanın köklerini arama çabası, tüm zorluğuna rağmen geçmişinin üzerine gitmesi ve doğru bildiği, inandığı şeyler karşısında yaşadığı hayal kırıklıklarıyla mücadelesi merak uyandırıcıydı. Kitabın mektup olarak yazılmış olması ve Gülsoy’un sade ve akıcı anlatımı da işin içine girdiğinde, hakikaten çok hoş bir roman çıkıyor karşımıza. Murat Gülsoy’un, okuduğum romanlarının hepsi birbirinden farklı tatta olsa da hepsini çok sevdiğimi söyleyemem. ‘’Nisyan’’ ın benim gönlümdeki yeri ayrıydı, ona denk olan bir kitap olmamıştı şimdiye kadar fakat ‘’Gölgeler ve Hayaller Şehrinde’’ ‘’Nisyan’’ dan sonraki favorim…

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.