GÖRME BİÇİMLERİ JOHN BERGER

gormebıc
(0/10 Puan)

Görme Biçimleri John Berger

A+ A-

Sanat eleştirmeni, senaryo yazarı ve romancı olan John Berger, 1926 yılında orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak, Londra’da dünyaya geldi. İngiliz Ordusu’nda görev alan Berger, askeri hayata dayanamayıp üstlerine karşı gelince İrlanda’ya sürüldü. Ardından burs kazanarak Chelsea Sanat Akademisi’nde eğitim almaya başladı. Berger ressam oldu ve eserleri Londra’nın çeşitli galerilerinde sergilendi. Ressamlığın yanı sıra, resim dersleri vermeye başladı. Aynı dönemlerde sanat eleştirmenliğine de adım attı. Yazdığı kitapların kimisi toplatıldı, kimisi büyük yankı uyandırdı. ‘’G’’ adlı deneysel romanıyla Booker Ödülü’ni kazandı ancak yaptığı konuşmadan sonra Britanya’yı terk ederek Fransa’ya yerleşti. Sosyolojik kitaplar dışında modern sanatçılar hakkında incelemeler de kaleme aldı. Ocak 2017’de Paris’te hayata gözlerini yumdu.

Sanırım Berger’in eğitimi, bilgisi ve eserleri dışında bu kadar kalıcı ve dikkat çekici olmasını sağlayan şey, düşüncelerini cesaret ve açıklıkla ifade etmesi… Nice insan vardır ki çok iyi eğitim almış, iyi bir aileden gelmiş, bilgili, kültürlü ve yetenekli. Bunlar elbette insanı bir yere getirebilir, ama o gelinen noktanın ötesine geçmek için bana göre en önemli şeydir, cesaret. Ancak bu, kaybedecek hiçbir şeyin olmamasından kaynaklanan değil; neyi göze aldığını bilen, bilinçli bir cesarettir. Tercih ettiklerimiz uğruna, elimizin tersiyle ittiklerimiz. İttiklerimize hayıflanmamak yahut aksi takdirde, özeleştiri yapmabilme cesareti… Ben Jonh Berger’i ,maalesef, ölümünden sonra tanıdım ve ‘Görme Biçimleri’ni büyük bir ilgiyle okudum.

Kitap, Berger’in BBC Televizyonu için yaptığı bir dizi konuşmadan derlenmiş yedi denemeden oluşuyor. Resimlerden reklamlara, görme, anlama ve ifadenin irdelendiği kitabın ilk cümlesi şöyle: ‘’Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.’’ Elbette burada bakmakla görmek arasındaki farktan tutun da portrelerin inandırıcılığı ve gerçekçiliğinin sebepleri, yağlı boya resim ve fotoğrafın farkları, erkek ve kadının toplumdaki varlığına dair irdelemeler, nü ile çıplaklık arasındaki fark, natürmort resimlerde sahip olmakla ilgili verilen mesajlar ve son olarak reklamların irdelenmesine kadar birçok konuya değiniliyor. Yukarıda da yazdığım gibi, kitabı okumaktan büyük keyif aldım ancak en çok ilgimi çeken nünün ve reklamlardaki mesajların anlatıldığı kısımlardı. Tercümede birtakım sıkıntılar olmuş, yazım kuralları ve noktalama işaretlerine pek dikkat edilmemiş gibi geldi bana. Bu durum cümleleri anlamayı elbette ki biraz zorlaştırıyor fakat Berger’in bahsettiği konular o kadar ilgi çekici ki bu tip aksilikleri farketmedim bile.

Özellikle son yıllarda içinde bulunduğumuz, maruz kaldığımız, hatırlamasak da görmeden edemediğimiz reklamlar ve dolayısıyla mesaj yağmurunun bizlerde yarattığı algı ve anlamları okumak, düşündükten sonra bunu nasıl daha önce farketmediğimi anlamak ve kendimi aptal hissetmek… Son bölümde sıklıkla yaşadığım duygu buydu. Her şeyin reklam malzemesi olması, reklama dönüşmesi, tüketimi arttırmak için özellikle seçilen, dışardan bakıldığında ne kadar da masum görünen o sihirli kelimeler… Sıkça belgesel izleyen biri değilim. Her belgeseli sevmem ancak dün akşam vahşi doğa belgeseline denk geldim ve okuduğum, gördüğüm ve duyduğum onca şeyden sonra izlediklerim pek de vahşi gelmedi açıkçası. Dürüst olmak gerekirse…

‘’Kendi geçmişinden kopmuş bir halk ya da sınıf, seçmede ve eyleme geçmede tarih içinde kendi yerini bulmuş bir sınıf ya da halktan çok daha az özgürdür. İşte bunun için –tek neden de budur zaten- geçmişin tüm sanatı bugün siyasal bir sorun olarak karşımızdadır.

 

Erkekler davrandıkları gibi, kadınlarsa göründükleri gibidirler. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler.

 

Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır. Nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir; insanın kendisi olarak algılanmamasıdır. Çıplak vücudun nü olabilmesi için bir nesne olarak görülmesi gerekir. Çıplaklık kendisini olduğu gibi ortaya koyar. Nü’lükse seyredilmek üzere ortaya konuştur.

 

(…) reklam imgesi alıcıdan, aslında onun kendisine karşı duyduğu sevgiyi çalar; sonra da bu sevgiyi ona, alacağı ürünün fiyatına yeniden satar.

 

Bütün reklamlar huzursuzluk duygusunu işler. Her şey paraya dayanır; parayı ele geçirmek huzursuzluğu yenmek demektir.

 

Para harcama gücü, yaşama gücüyle bir tutulur. Reklamlarda anlatılan masallara bakılırsa, para harcama gücü olmayanları gerçekten kimse sevmez. Para harcama gücü olanlarsa sevilir.

 

Satın alabilecek durumda olmak cinsel bakımdan istenir olmakla eşitlenir.

 

Reklamın aslında sunduklarıyla sözünü ettiği gelecek arasındaki uçurum seyirci-alıcının içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki uçurumla çakışır. İki uçurum üst üste gelir, birleşir; etkinlikle ya da gerçek yaşantılarla kapatılmak yerine bu uçurum, çekicilik düşleriyle doldurulmaya çalışılır.’’

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.