GÜNLÜK YAŞAMIN PSİKOPATOLOJİSİ SİGMUND FREUD

media552f422ac9dd7.png
(0/10 Puan)

Günlük Yaşamın Psikopatolojisi Sigmund Freud

A+ A-

Çok değil, bundan 10-12 sene evveline kadar psikoloji, pek rağbet edilen bir bilim dalı değildi. Psikoloğa gidenler, kendilerine deli denme korkusuyla bunu saklar, bir durumu psikolojik açıdan açıklamaya çalışanlar pek dinlenmez, güven telkin etmezdi. Psikoloji okumak istediğimi söylediğimde, ‘Deli misin? Delilerle mi uğraşacaksın? N’apıcan, insanların dertlerini mi dinleyeceksin?’ şeklinde, felsefi derinliği olan sorularla çok karşılaşmışımdır. Ama sonra bir şeyler oldu… Değişen dünyanın etkisiyle midir, bilemiyorum, insanlar, ruhlarında meydana gelen değişemlere sebep bulmak istediler. Belki de hayata uyum sağlamak bir şekilde zorlaştı. Her şey mekanikleşmeye başlayınca, ruh yardım sinyalleri yolladı. Böylece kitaplar yazılmaya, televizyonlarda konunun uzmanları daha çok görünmeye başlandı. Bu sefer de iki- üç sertifika alan herkes başımıza terapist kesildi. Freud’a sapık diyenler, onun kuramlarını beceriksizce evirip çevirip önümüze koyanları başımıza çıkardı. Yaşam koçu diye bir türlü ne olduğunu anlayamadığım, anlamak da istemediğim garip meslekler türemeye başladı. İnsanlar birbirlerine şeker ikram eder gibi antidepresan vermeye başladılar. Pek enteresan…

Sigmund Freud’un, bilinçdışına ışık tuttuğu bu kitabı, ruhbilimin yaygınlık kazanmasına diğer kitaplarından daha fazla katkıda bulunmuş. Genel okurlar için yazdığı kitap, birçok dile çevrilerek büyük bir okur kitlesi tarafından okunmuş. Şaşılacak bir şey değil. Kitabın adından da anlaşılacağı gibi, Freud’un örneklendirdiği durumlar, herkesin günlük hayatta yaşadığı olaylarla örtüşüyor. Adların unutulması, dil sürçmeleri, çocukluk anıları, perde anılar ve boşinanlar gibi konu başlıkları altında toplanmış, herkesin anlayabileceği bir dil ve üslupla yazılmış, örneklerle zenginleştirilmiş konular bulunmakta. Kitapta, insanın biyolojik yapısının dışında, ruhsal yapısının da nasıl komplike ve hayranlık uyandırıcı olduğunu görme fırsatımız oluyor. Beynin, uyaranları nasıl aldığını, düşüncelerimizin -biz saklamaya çalışsak da- nasıl muzırca kendini gösterdiğini ve sonuçta, davranışlarımızı değiştirmenin yolunun sadece duygularımızı tanımaktan ve kabul etmekten geçtiğinin en büyük kanıtı, bu kitap. ‘…bir başka şeyi bilerek, isteyerek unutmaya çalışırken, unutmak istemediğim o şeyi unutmuştum.’ (syf. 38) ya da ‘…bastırılmış düşünceden doğan bir iç çelişkinin bir düşünceyi bozması olgusunun saptanmış olduk…’ (syf. 48) veya ‘…bütün olgularda, unutmanın bir hoşnutsuzluk itici gücünden kaynaklandığı ortaya çıkar.’ (syf. 168)  gibi ve daha birçok sonuca ulaşan Freud, bir konu üzerine verdiği onlarca örnekle, bu teorilerini güçlendiriyor.

Psikolojiyle ilk tanıştığım lise sıralarından beri Freud’u severim. Şimdiye kadar okuduğum tüm kitaplarını da ilgi, merak ve heyecanla okudum. Dil ve üslubunu da sevdiğim biridir Freud. Ne var ki, çevirilerin bazen tam yerine oturmaması ve bu yüzden anlamakta zorlanmam, biraz canımı sıkmıyor değil. Ancak bu kitabı, önceden de belirttiğim gibi, genel okuyucular için yazıldığından olsa gerek, akıcı ve kolay anlaşılıyor. Örnekler o kadar çok ki, anlaşılmamaya neredeyse hiç mahal bırakılmamış. Psikolojiye ilgi duyanların çok seveceği şüphesiz. Öte yandan, yazılmış onlarca ‘Kişisel Gelişim’ kitabından birkaç tanesini okumuş olan kişiler için, en azından işin özünü anlamak açısından okunmalı diye düşünüyorum.

Sosyoloji okumak istiyenlerin toplumla, psikoloji okumak isteyenlerin kendileriyle problemi olduğunu söylerlerdi eskiden. Bilmiyorum hala geçerli mi. Ben psikoloji okuyamadım. Yakın zamanda elime fırsat geçmesine rağmen, istediğim şeyin artık bu olmadığına karar verdim, fırsatı değerlendirmedim. Derdimin kendimle olduğunu saklayan biri değilim. Olmasa, bu kadar okuyor olmazdım sanıyorum. İnsanın kendiyle uğraşması iyidir. Nitekim, kendiyle uğraşan insan, başkalarıyla uğraşmaya ne fırsat, ne de derman bulamaz.

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.