HAYAT ENGİN GEÇTAN

media55443e165c331.png
(0/10 Puan)

Hayat Engin Geçtan

A+ A-

Kişisel gelişim kitapları hakkındaki düşüncemi birçok kez paylaştım ancak tekrar tekrar ve tekrar paylaşmakta herhangi bir sakınca görmüyorum: Kişi, iç dünyası ile dış dünya arasında bir  denge kuramadıkça adaptasyon sorunu yaşamaya başlar. Bu durum kaygıların, buhranların yahut başka ruhsal sıkıntıların meydana gelmesine sebep olur. Bu yüzden insan, bu iki dünya arasında hep bir denge kurma ihtiyacı içindedir. Ne var ki, hızla değişen dış dünyaya uyum sağlamak pek de kolay olmayabiliyor. Bunu da son yıllarda, yüzlerce kişisel gelişim kitabı basılmasından anlayabiliyoruz. Modern insanın işi zor. Ancak daha da zorlaştırıyorlar, biz farkına varmadan. Neyi, niçin yaptığımızı düşündürtmeden, davranışlarımızı değiştirmemiz için sürekli bir şeyleri dikte ettiren bir halleri var bu yazarların. Okurda bir farkındalık yaratmadan, duyguların sebep ve kaynaklarına inmeden davranışların değişmesini bekliyorlar, daha kötüsü bekliyoruz. Kitapta yazılanları tatbik edememek kişinin kendisini güçsüz ve yetersiz hissetmesine de sebep olabiliyor kimi zaman. Yahut, önceleri, okuduklarını uyguladığını düşünenler bir süre sonra eski hallerine döndüklerinde başarısızlık hissiyle umutsuzluğa kapılabliyorlar. Böylece, var olan yükün üstüne, bir de bunu başaramamanın öfkesi yahut üzüntüsü biniyor. İşte bu yüzden, ben şahsen kişisel gelişim adı altında yazılan kitapları herşeyden öte sakıncalı buluyorum.

Geçtan kitabında, o güne dek yaptığı gözlemlerden ve tecrübelerinden yola çıkarak ülkemiz insanına, modern insanın içinde bulunduğu kaos ve psikiyatriye bakışını dile getirmekte. Yabancılaşma, narsizm, insan ruhunun öteki yüzü olan gölge, insanının insanlarla ve insanın toplumla olan ilişkisi gibi daha bir çok konuya değinen yazar, düşüncelerini paylaşırken okuyucuyu da düşünmeye teşvik ederek, okurun olaylara daha geniş bir açıdan bakabilmesini sağlıyor. Kitabın adından da anlaşıldığı üzere, hayatın içinden, hayat üzerine bir kitap. Psikolojiye meraklı olmayanların dahi çok rahat okuyup anlayacağı, işin tekniğine pek girmeden, illa ki bir şeyleri öğretme kaygısı taşımadan yazılmış olduğu belli olan, herkesin ama herkesin okuduğunda bir şeyler bulacağı, en az iki-üç konuda kişide farkındalık yaratacağını mutlaka düşündüğüm çok başarılı bir kitap ‘Hayat’. Engin Geçtan’ın okuduğum diğer kitaplarında da olduğu gibi, dil ve üslup açısından da oldukça kolay okunduğunu, kitabı okurken yazarla sohbet ediyor yahut bir sınıfta keyifle ders dinleyip not alıyor hissi yaşadığımı da belirtmek isterim.

‘Hayat’ hakkında yazarken, kitabı alıp altını çizdiğim satırlara yeniden göz gezdirdim ve ilk defa okuduğumdaki heyecanı ve hayranlığı yeniden yaşadım. Şunu fark ediyorum ki, son zamanlarda yazılan onca tumturaklı kitap, aslında daha önce çoğu terapistin yahut psikiyatristin yazdıklarının sadece kötü hem de çok kötü birer taklidi. Madem buna emek verip zaman ayırıyorsunuz, o zaman nitelikli yazarların kitaplarını tercih etmenizi öneririm. Engin Geçtan’ın ‘İnsan Olmak’ ya da Sigmund Freud’un ‘Günlük Yaşamın Piskopatolojisi’ kitaplarıyla başlayabilirsiniz. Bu kitaplar hayatınızı bir anda değiştirmeyebilir ancak, kendiniz hakkında düşünmeniz için sizi teşvik edecektir ki, her şey düşünmekle başlar.

Aşağıda paylaştığım satırlar, altını çizdiklerimden sadece birkaçı. Bunları okumak kitap hakkında daha fazla fikir sahibi olmanıza yarayabilir ancak benim asıl amacım, ilk defa okuyacaklar için özellikle dil ve üslup açısından kişisel gelişim kitaplarıyla arasındaki farkın görülebilmesi.

 

‘’Dünya görüşü tutarsızlaştığında, insanın kendisini ve başkalarını anlayışı parçalanır ve kendisini yalnız, dışarıda bırakılmış biri olarak yaşamaya başlar.

Panik atağa dünyaya yönelik bir imdat çağrısı, depresyona dünyaya yönelik bir öfke eşlik eder, yabancılaşmada ise dünya silinir.

Okunarak öğrenilecek ve yaşanarak öğrenilecek şeyler var: önemli olan bu ikisinin bireşimini oluşturabilmek.

Bazen farklı yaşantılara ihtiyacımız olduğu düşüncesine kapılırız, ama farklı yaşantılar diye adlandırdığımız şeyler, aslında, henüz özümsememiş olduğumuz yaşantıların kısmi içerikleridir…

Ancak yetişkin insanlar olarak, çok yakın olduğumuz ya da bilge konumunda algıladığımız ‘kişilerle ilişkilerimizi’ iç dünyamıza mal ederek yaşadığımızda olgunlaşma sürecimizi durdurmuş oluruz.

Zorunluluktan ya da insanın kendi isteğiyle de olsa, bir şeyler kazanmak ya da bir şeylerden korunmak amacıyla oluşan beraberliklerde ilişki yaşanamıyor.

Ego şişmesi insanın aşağılık duyguları yaşamasına sebep olur.

Hayatını beğenilme üzerine kuran insanların derininde, çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.

İnsan bir yerde varolamadığında bir başka yerde abartılı bir biçimde belirebilen bir varlık.

Kadına yönelik şiddet ya da ırza geçme ile iktidar sahibi güçsüz erkekler arasındaki ilinti öteden beri bilinmekte.

Korku saldırganlığa dönüşebiliyor, ama ben asıl korktuğumuz şeyin bastırılmış kendi kızgınlıklarımız olduğu inancındayım.’’

 

Paylaştığım üç-beş satırla bile aradaki farkı anlamak hiç de zor olmasa gerek. O yüzden kıymetli vaktinizi palavralerı yahut kötü taklitleri okuyarak geçirmeyin derim. Hayat kısa…

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.