HUZURSUZLUK ZÜLFÜ LİVANELİ

hzur
(7/10 Puan)

Huzursuzluk Zülfü Livaneli

A+ A-

Okuyucunun her yazarla farklı bir ilişkisi oluyor. Kitaplarını çok sevdiğim ve onlardan yola çıkarak muhabbet duyduğum yazarlar var. Bir kez okuyup tükettiğim ve bir daha okumayı düşünmediğim yazarlar var. Kitaplarını severek okumama rağmen kendime uzak hissettiğim yazarlar da var… Bir de kitaplarını çok sevmememe rağmen okumaktan keyif alıp, ne yazdığını merak ettiğim yazarlar var. Daha doğrusu, belki de tek yazar var, o da Zülfü Livaneli…

Çocukluk arkadaşı Hüseyin’in öldüğünü, gazeteden öğrenen İbrahim, apar topar Mardin’e gider. Hüseyin’in Amerika’da ölmüş olması İbrahim’in kafasını karıştırır. Arkadaşının ailesi ve dostlarıyla yaptığı sohbetlerde, Hüseyin’in üniversitede sağlık bölümünde okuduktan sonra Yezidi Kampı’na gittiği bir gün, Meleknaz adlı bir kızla tanıştığı, ardından nişanlısından ayrıldığı, Meleknaz ve kör bebeğini alıp evine getirdiğini öğrenir. Aile şoktadır, kızın Yezidi olduğunu öğrenince kadının Hüseyin’e büyü yaptığını düşünürler. Meleknaz yaşadığı bir olay sonucu evden kaçar. Hüseyin çılgına döner ve her yerde genç kadını aramaya başlar. Ne var ki karşısına çıkan IŞID destekçileri, kadının peşini bırakmazsa onu öldüreceklerini söyleyerek, tehdit ederler. Ama Hüseyin vazgeçmez ve genç kadını bulur. İbrahim duyduğu hikayeden çok etkilenir. Meleknaz’ı bulmak isterken yolu, kadının arkadaşı Zilan ile kesişir. Zilan’ın anlattıkları kan dondurucudur. Dinlediklerinden sonra İbrahim, Meleknaz’ı ve bebeğini bulmayı iyice kafasına koyar..

‘’Huzursuzluk’’,  Zülfü Livaneli’nin en iyi kitabı değil, bence. Anadolu Efsaneleri’yle ilgili bölümler ve bazı bilgiler çok hızlı geçilmiş, örtüşmesini beklediğim birtakım olaylar da havada kalmış gibi hissettim ama keyifle okudum. Kurguyu da öyle harika bulmadım. Özellikle Angelina Jolie’nin kampa gelme hikayesi biraz zorlama olmuş gibi geldi. Kısacası, kitabı beğenmedim ama okudum. Başka bir yazar olsaydı sanırım bırakırdım ama işte Livaneli’nin enteresan bir etkisi var benim okumalarım üzerinde… ‘’Leyla’nın Evi’’ ni seneler evvel okuduğumda çok sevmiştim. Geçen ay okuduğum ‘’Orta Zekalılar Cenneti’’ni de çok beğendim. ‘’Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm’’ü merakla okurken, herkes kadar olmasa da ‘’Serenad’’ı da severek okumuştum. Ancak ‘’Kardeşimin Hikayesi’’ni elimden bırakamama rağmen çok basit buldum ve hayal kırıklığı yaşadım. ‘’Huzursuzluk’’ hayal kırıklığı yaşatmasa da, tabir-i caizse güldürmedi…

Henüz yeni yeni büyürken babam bana siyah bir Walkman almıştı. Derslerden ve okumaktan artan her vakit müzik dinlerdim. Evde rahat dinleyemediğim için en büyük zevkim babaanneme gitmekti. Balkonun karşısındaki koltuğa uzanır, rüzgarda sallanan ağaç dallarını seyrederken müzik dinler, hayal kurardım. O zamanlar ideoloji, siyaset, parti falan bilmezdik, şimdikiler gibi… Kendi küçük dünyamızda, küçük dert ve mutluluklarımızla yaşar, herkesin hayatını kendimizinki gibi zannederdik. Aşağı yukarı aynı dönemlerde, radyoda Livaneli’nin ‘’Sevda Değil’’ şarkısını duymuş, sözlerini de müziğini de çok sevmiştim. Şarkıyı başa ala ala kim bilir kaç kez dinlemişimdir… Belki de Zülfü Livaneli’nin kitaplarını merak etmemin, beğenmesem de okumamın ve okumaya devam edecek olmamın sebebi, o ya da bu değil, ‘’Sevda Değil’’dir… 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.