İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN SABAHATTİN ALİ

media543f47c07e4dc.png
(0/10 Puan)

İçimizdeki Şeytan Sabahattin Ali

A+ A-

Biz insanlar, iyi ve doğru gördüğümüz davranışlarımızı kendimize, kötü ve yanlış davranışlarımızı ise başkasına yıkmayı sever, böylece sorumluluktan kurtularak kendimizi temize çıkardığımızı düşünürüz. Bu, özgürlük isteği duyan ve bunu başarmak için çabalayan; başaramadığı sürece mutsuz olan insanlar için, bana göre en büyük çıkmazdır. Kafasının istediği gibi hareket eden, otoriteye kafa tutan, hiçkimseye hesap vermeyen ancak, duygu ve davranışlarını sürekli diğer insanlara yahut durumlara endeksli yaşayan bir kişinin, gerçek anlamda özgür olması mümkün değildir. Olumlu duygularımızı nasıl kabul ediyor ve onlarla yaşamaktan gocunmuyorsak, olumsuz duygularımızı da kabul etmeyi öğrenmemiz gerekir; zira, varlığını kabul etmediğimiz bir şeyi yönetebilmek yahut dönüştürebilmek mümkün değildir.

Darülfünunda okuyan Ömer, hayalperest bir gençtir. Okulunda devamsızlık yaptığı gibi, postadaki işine de çoğu zaman gitmeyerek, arkadaşları ve tanıdıklarıyla sohbet etmeyi tercih eder. Hayatından memnun olmayan Ömer, yaşamın sırrını aramakta, kimsenin kendisini anlamadığından yakınmaktadır. Yakın arkadaşı Nihat’la yaptığı konuşmalarda, kimi zaman içindeki şeytana söz geçiremediği, her insanın içinde böyle bir şeytanın bulunduğu ve olumsuz davranışlarının müsebbibinin o olduğunu söyler. Ömer bir gün, vapurda yaşlıca bir kadının yanında oturan Macide’ye, ilk görüşte aşık olur. Ne tesadüftür ki, bu kadın da Macide de, Ömer’in uzaktan akrabasıdır. Macide, Balıkesir’de müzik eğitimi alan, sonrasında eğitimine devam etmesi için İstanbul’a gönderilen yetenekli bir kızdır. Bu iki genç sık sık görüşmeye başlarlar. Ancak, Macide’nin eve geç gelmesi ve kimseye haber vermemesi, akrabalarını rahatsız eder ve gururu incinen genç kız, bir gece evi terkeder. Bu olaydan sonra Ömer ve Macide birlikte yaşamaya başlarlar. Ancak hiçbir şey Macide’nin düşündüğü gibi olmaz. Ömer sorumsuz ve umursamaz hayatına devam etmekte, genç kadın Ömer’in arkadaşlarından katiyyen hazzetmemektedir. Geçim derdiyle boğuşan Ömer, bazı yanlış davranışlarda bulunur ancak bunları ona yaptıran içindeki şeytandır. Yaşadığı hayatı daha fazla kaldıramayan ve ihmal edildiğini düşünen Macide, iki gencin hayatını değiştirecek ve Ömer’in kendisiyle yüzleşmesine sebebiyet verecek bir karar verir. 

Sabahattin Ali, ‘İçimizdeki Şeytan’da, kurgudan çok, yarattığı karakterlerin psikolojik tahlilleri, içinde bulundukları durum ve iç hesaplaşmalarına dikkat çekiyor. Oldukça rahat okunan ancak derinliği olan bir kitap. Ali, gerçek hayatta hoşlanmadığı bazı kişilere, kitapta yarattığı yan karakterlerle çeşitli göndermelerde ve tenkitlerde bulunmakta. Topun hedefi ise, bazı milliyetçi yazarlar. Ben şahsen, politikacı yahut bir ideoloji savunucusu değil, alelade bir okuyucuyum. Her ne kadar, bir grup insanı aynı kefeye koyup yargılamak hoşuma gitmese de, benim için kitapta öne çıkan, kitaptaki karakterlerin ruhi tahlilleridir. Bu yüzden kısıtlı politik ve tarihi bilgimle, bu konuda yorum yapmayı yanlış buluyorum.

Kitap boyunca, yaptığı kötü davranışların sorumluluğunu içindeki şeytana yükleyen Ömer, kitabın sonlarına doğru, tam da beklediğim gibi bir sonuca vardı. Ömer’in de, her insanın olduğu gibi, kendisiyle yüzleşmesi acı verici ancak bir o kadar da rahatlatıcıydı. Öyle ki Ömer, yeniden motive olma gücünü bu yüzleşmeden sonra elde etti. Bu hesaplaşma sırasında kurulan cümlelerin, son derece etkileyici olduğunu ve insanların bir çoğunda farkındalık yaratacağını düşünüyorum.

Her yazar birbirinden farklı olduğu gibi, her okuyucu da birbirinden farklıdır. Dolayısıyla, bir öyküde, okuyucuların dikkatini çeken hususlar da birbirinden farklıdır. Benim, okuduğum kitaplarda ilgilendiğim, daha çok hikayenin felsefi ve psikolojik tarafıdır. Sabahattin Ali’nin politik görüşü neticesinde takındığı tavır ve davranışlarını değerlendirmek bana düşmeyeceği için, şimdiye kadar okuduğum tüm kitaplarında, düşündürdükleri ve bana hissettirdikleriyle kalbime dokunan bir yazar olduğunu söyleyebilirim. Bu yönüyle de Ali, benim sevdiğim yazarlardan biridir. 

Yazarların sorumluluğu var mıdır bilmiyorum. Var olduğunu düşünürsek şayet, bana göre esas sorumluluk her halükarda okuyucunundur. Bir okuyucu, neyi niçin sevip sevmediğini, neyi niçin okuyup okumadığını, bir kitabı okurken en çok neye önem verdiğini, neleri içine sindirip neleri sindiremediğini, neleri alıp neleri bırakacağını çok iyi bilmeli, bunun için de hep sorgulamalıdır. Bu yüzden kitap okumak, iyi bir okuyucu olmak başlı başına bir iştir ve sağlam bir mesai gerektirir. Hakkıyla yerine getirmek dileğiyle…
 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.