İSTANBUL MAHALLELERİNDE BİR GEZİNTİ HAGOP BARONYAN

ist
(0/10 Puan)

İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti Hagop Baronyan

A+ A-

Yirmili yaşlarımın ortalarına kadar İstanbul’u ancak romanlardan okumuş, yaşadığım  şehrin sınırları oturduğum muhitle sınırlanmış, oldukça kapalı bir hayat yaşadım. Ailem sosyalleşmem ve kendi işimi görmem konusunda pek gönüllü değillerdi demek ki ki vapur, dolmuş yahut otobüs kullanmak şöyle dursun sokakta oynamışlığım bile toplasam bir ay etmez. Okuldan sonraysa hayat gailesi, sorumluluklar, beklentiler derken İstanbul’u dolaşmak aklımın ucundan bile geçmedi. Derken kentsel dönüşümle ilgili birtakım haberler çıkınca romanlarda okuduğum, eski filmlerde izlediğim İstanbul’u – kaldığı kadarıyla- gezmek ve görmek için kolları sıvadım. Balat’tan Kanlıca’ya’ya, Tarlabaşı’ndan Kuzguncuk’a, Güneşli’den Sarayburnu’na, Kadıköy’den Beykoz’a elimde fotoğraf makinasıyla sokak sokak gezdim durdum. Her şey değişmiş, dönüşmüş, kimisi çirkinleşmiş olmasına rağmen, sadece kitap ve filmlerden aşina olduğum mekanlarda geziyor olmak tuhaf ama keyifliydi benim için.

XIX. yüzyılda İstanbul sokaklarını, sokak hayatını, insanları ve özellikle Ermeni nüfusunun yoğun olduğu mahalleleri, kilise ve okulları anlatan Baronyan, toplumdaki yozlaşmayı, adaletsizliği, çelişkileri ve çekişmeleri hicvetmek suretiyle kaleme almakta. Kitapta toplam otuz dört mahalleden bahsediliyor. Her mahalle kendi başlığı altında anlatılırken okuyucu, öykülerin içinde geziyormuş gibi hissediyor. Öykü diyorum ama kitap tam manasıyla bir gezi kitabı. Öykü hissiyse, eski dönemlerden bahsedildiği için olsa gerek… Her şeyin ne kadar değiştiğini ve fakat aynı anda hiçbir şeyin o kadar da değişmediğini gözler önüne seren, küçük olaylar da paylaşılmış bu gezintinin arasında. Mekanlar hızla değişirken, insanların toplum sorunlarına karşı kayıtsızlığı, bencilliği, çıkarcılığı ve zengin-fakir ayırımının neden olduğu durumların pek de değişmediğini okurken görebiliyoruz.

Tamamen tesadüf eseri karşıma çıkan kitap, adıyla ilgimi çekse de Baronyan’ın adını daha önce duymamıştım. Yazar, editör ve eğitimci olan Hagop Baronyan, 1843 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak Edirne’de dünyaya geldi. 1864 yılında İstanbul’a yerleşerek çeşitli işlerde çalıştı. İtalyanca ve Fransızca’yı kendi kendine öğrendi. Birkaç tiyatro oyununun yanı sıra Ermeni toplumu yansıtan hicivli romanlar da yazdı. Çeşitli mizah ve sanat dergilerinde  editörlük yapan Baronyan 1891 yılında tüberkülozdan hayatını kaybetti. İstanbul Ermeni Mezarlığı’na defnedilmesine rağmen,mezarının yeri ne yazık ki belli değil…

Kitabı keyifle okudum ancak Baronyan’ın bazı ince eleştirileri bana bile ıslık çaldırttı. Yani, biraz ağır olmamış mı?, demeden edemedim… Öte yandan böyle cesaretli insanlardan ilham almak için paralıyorum kendimi ama  ne kadarına ulaşabileceğim bir muamma. Yaşadığı dönemde birçok kere sansür baskısı yaşamış olan Baronyan, ne yapmış etmiş, bu duruma direnmiş. Kitaptaki üslubu hatırladığımda buna pek de şaşırmıyorum. Direnmek var kuru gürültü  var, hicvetmek var dalga geçmek var… Bunlardan ilki için kafa ve duygu gerekirken diğeri için sadece bir ağzınız olsa yeter. 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.