KALANLAR TEZER ÖZLÜ

media5419686311b92.png
(0/10 Puan)

Kalanlar Tezer Özlü

A+ A-

Türk Dil Kurumu, mutsuzluğu; mutsuz olma durumu, bedbahtlık, saadetsizlik diye tanımlarken, hüznü;  gönül üzgünlüğü, gam, keder, sıkıntı olarak tanımlar. Bu iki kelime çoğu zaman birbiri yerine kullanılıp karıştırılsa da, bana göre ikisi arasında dağlar kadar fark vardır. Mutsuzluk, her insanın zaman zaman yaşadığı ve genelde bir hayal kırıklığı, olumsuz bir olay karşısındaki hissiyatıdır. Akabinde yaşayacağı olumlu bir durumla, çabucak bir değişim gösterebilir. Kişi mutsuzken, bir anda mutlu olabilir. Sürekli mutsuz olan bireyde ise, genelde psikolojik bir rahatsızlıktan söz edilir. Hüzün ise farklı, hem de çok farklı bana göre. Öyle hissediyorum ki hüzün, bir kişilik özelliği. Bu insanların, diğerlerinden farklı olarak, doğuştan hüzünlü bir yapısı olduğunu düşünürüm hep. Onların mutlulukları, gülümsemeleri bile hüzünlüdür, zira tanımda da söylendiği gibi, gönülleri üzgündür, en nihayetinde. Ancak, burada psikolojik bir rahatsızlıktan söz edilemez bana göre. Zira kişi, yaşadıklarına ve kendine, değil yabancı olmak, bilakis çoğu şeyin farkındadır. Mutsuzluk, anlık, yüzeysel ve geçici olabilirken;  hüzün, sürekli, derin ve kalıcıdır.

İşte bu yüzden ki, Tezer Özlü’nün mutsuz bir kadın olduğunu söylemek yanlış olur. Gamlı, kederli bir kadındır o, hüzünlüdür. ‘Yaşamın Ucuna Yolculuk’ta, Özlü’nün yaptığı seyahatler sırasında yazdıklarını okuruz. Franz Kafka’nın mezarı başında, onunla yaptığı sohbet yüreğimize dokunur. Onunla birlikte her şeyi ve hiçbir şeyi sorgular dururuz. ‘Her Şeyin Sonundayım’ da Özlü’nün, yine çok sevdiğim yazarlardan biri olan Ferit Edgü ile mektuplaşmaları vardır. Bu iki usta yazarın, hayatı, insanları ve kendilerini algılayışını okumanın yanı sıra, iki dost arasındaki bağlılık ve mektuplarındaki derinlikle, kendi yüzeyselliğimizi keşfederiz. ‘Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde ise, bu hüzünlü kadının çocukluğuna yolculuk ederiz. Evinin içine girer, ailesi ve arkadaşlarıyla tanışır, klinikte yaşadığı sıkıntıları okurken, biz de olanları yüreğimizde hissederiz.

‘Kalanlar’ ise, Ferit Edgü’nün önsöz yerine yazdığı, ‘Tezer’den Kalanlar’ la başlar. Bu isabetli başlık, bir solukta okunacak ancak etkisinin uzun süre devam edeceği kitabın bir nevi özetidir. 41 yaşında hayata veda eden Özlü’nün bu kitabını, yayımlanmamış ancak yayımlanmak üzere yazılmış  yazıları oluşturuyor. Anlayacağınız, tam da ondan kalanlar var bu kitapta. Basit kelimelerle yazılmış ve fakat son derece derin anlamlar ifade eden ve yine okuyucusunu düşündüren, etkileyen yazılarla dolup taşmış, yazarın en sevdiğim kitabı oldu ‘Kalanlar’.  Üç saatte okuyup bitirdiğim kitapta, altını çizdiğim bir dolu cümle, o cümlelerden geriye kalan bir dolu düşünce oldu.

Tezer Özlü, beni her kitabında, kullandığı basit kelimelerle, yalın, sade ve duru anlatımıyla etkiler. O gösterişsiz kelimelerin her birinde, milyonlarca duygu yüklüdür adeta. Sırf bu yüzden bile, bu hüzünlü kadını okumaya değer diye düşünüyorum. Özellikle günümüz yazarlarının çoğunun dikkat çekmek için acayip tasvirler, sakil duran üsluplar ve anlaşılmaz bir dil kullandığını varsayarsak, Tezer Özlü ve onun gibilerin neden hala bu kadar okunduğunu, sevildiğini ve etkilediğini anlamak hiç de zor olmaz sanıyorum. Özlü de, Atay gibi ‘’Keşke daha çok yazabilseydi...’’ dediğim yazarlardan...

 

“İnsanın başkalarına söyledikleri, kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir.”

“Özlemlerim kalmadı. Ben aslında sürekli özlüyor ve bir özlem durumunda yaşıyorum. Bu yüzden özlemlerim yok. Yalnız bir kavrama bu. Bütünselliğin kavranması. Bitirilmişliğin. Bir yolculuğun sonu. Kendi yuvarlağım çevresinde dönen bir yolculuğun…”

 

(bu yazı esasen www.kafkaokur.com için yazılmıştır)

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.