KÖR BAYKUŞ SADIK HİDAYET

media57590a2db3481.png
(0/10 Puan)

Kör Baykuş Sadık Hidayet

A+ A-

Kitapçılardaki listelere bakıp kitap almayalı uzun zaman oluyor. Okuma listelerimi hazırlarken öncesinde, ufak bir-iki araştırmayla ne alacağıma karar veriyorum. Fakat bir yer var ki, oradan gelişigüzel aldığım kitapların çok azında hayal kırıklığı yaşadım. Beyoğlu Mephisto, caddeye kadar taşan nefis şarkılarla insanı içeri çekiyor çekmesine ama girişte solda teşhir edilen kitaplar beni benden alıyor! Henüz oralardan bir kitap alıp da arka kapağını okumuşluğum yoktur. Ancak biraz ilerleyince, yine solda, kasanın çaprazından karşısına değin uzanan raflar vardır. Sabahattin Ali’ler, Bilge Karasu’lar, Oğuz Atay’lar, Hasan Ali Toptaş’lar ve akabinde yabancı yazarlar çarpar göze… İşte o köşe, benim köşemdir. Çok severek okuduğum bazı kitaplar vardır ki, tamamen iç güdüsel olarak, oradan satın almışımdır. ‘Kör Baykuş’ onlardan biridir mesela…

Sadık Hidayet, 1903’te varlıklı bir ailenin çocuğu olarak Tahran’da dünyaya gelir. Fransız Lisesi’nde eğitim gördükten sonra Avrupa’ya gider. Edebiyata olan ilgisi, diş hekimliği ve mühendislik öğrenimlerini yarıda bırakmasına sebep olur. Paris’te, Çehov, Rilke, Poe, Dostoyevski ve Kafka gibi önemli yazarların eserlerini inceler. Rilke’nin ölümü Hidayet’i derinden etkiler ve genç adam 25 yaşında nehre atlayarak intihar etmek ister. Fakat köprünün altındaki sevgililer kendisini kurtarınca, bu amacına ulaşamaz. Yine de intihar düşüncesi, Hidayet’in aklında ve hayatında önemli bir yere oturur. Kendisi yaşadığı sürece birçok intihar girişiminde bulunur. Derken 1930’da İran’a döner. Burada ülkesine dair araştırmalar yapar. Monarşi ve ruhban sınıfına karşıdır. Sert eleştirileri Şah’ın dikkatini çeker. Sonrasında, Budizm, Zerdüştilik ve Hinduizm’i araştırmak için Hindistan’a gider ve buranın dillerini öğrenir. İran’a dönerek akademik çalışmalarına devam eder ve ilk çalışmasını yayımlar. Ardından birkaç öykü kitabı da yayımlanır. ‘Kör Baykuş’ ise, 1936’da yazılmasına rağmen İran’da 1941 yılına dek basılmaz. Hayatının son döneminde Paris’e yerleşen Hidayet, 1951 yılında dairesine kapandı, evindeki bütün delikleri kapattıktan sonra gaz musluğunu açarak intihar etti. Ertesi gün evine gelen bir dostu, onu tertemiz bir şekilde giyinmiş, traşlı ve cebinde parasıyla yerde cansız yatarken buldu. Müsveddelerini ise yakmıştı…

Dücane Cündioğlu, kitaplarının birkaçında, bir kitabı yorumlarken yazarının hayatının bilinmesi gerektiğini  söyler. Her yazımda olmasa da, bazılarında –yazacaklarımın bir zemine oturması açısından- ben de, öncelikle yazardan bahsetmenin uygun olduğunu düşünüyorum. ‘Doğu’nun Kafkası’ olarak nitelendirilen yazar, ‘Kör Baykuş’ta, ölüm ve intihar düşüncelerini, aşk ve korkuyu, bunalımlı bir dünya içindeki yalnızlığı ve yaşanan kabuslardan kaçışı konu alır. Birçok karakter çıkar okurun karşısına ancak bunlar aslında tek bir bedene aittir. Kitapta, klasik bir olay örgüsü aranmaz. Zira zamandan bağımsız, düşle gerçekliğin iç içe geçtiği, kahramanların birbirine dönüştüğü bir anlatıdır ‘Kör Baykuş’. İran’da yasaklanmasının en önemli sebebi de, kendi hayatından da yola çıkarak yetiştiği kültüre, o kültürün yapısına atfettiği eleştiriler olsa gerek… Biraz tutunamayan, biraz arafta kalmış biri bana göre Sadık Hidayet. Doğu-Batı arasında sıkışmış. Kitap kısa olmasına rağmen, oldukça yoğun, düşündürücü ve derinlikli cümlelerden oluşmakta. Ama anladığınız gibi, oldukça hüzünlü ve depresif…

Hayatım boyunca elimi atıp da neşeli bir kitap seçmişliğim yoktur. Şansıma hep depresif kitaplar denk gelir. Muzdarip olduğumdan değil ama çevrem, biraz da neşeli şeyler okumam yönünde telkinlerde bulunmadan edemiyorlar. Belki hatırları için bir- iki şey okurum, ama iyi bir araştırma yapmam şart. ‘Kör Baykuş’u ise severek okudum. Ancak Umay Umay gibi sarılıp günlerce bu kitapla uyumadım. Hayatımda önemli bir yere sahip olmadı bu kitap ama okurken elbette ki etkilendim. Birkaç sene sonra tekrar okumayı da düşünüyorum. 

Elimden geldiğince İstanbul’da düzenlenen resim sergilerine katılmaya çalışırım. Resim yapmama rağmen, resimden anladığımı söyleyemem ama duygular beni etkiler hep. Özellikle İran’lı ressamların izini sürerim. Dakikalarca izlerim o tabloları, ressamının nasıl biri olduğunu hayal ederim. Sadık Hidayet’in kitabını okurken de, o tablolara bakarkenki hislerin aynısını yaşadığımı söyleyebilirim. Hüzün, aidiyetsizlik, öfke, çaresizlik, tutku… Bu arada baykuş en sevdiğim hayvandır… 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.