MARİE ANTOİNETTE, VASAT BİR KARAKTERİN PORTRESİ STEFAN ZWEİG

marie
(0/10 Puan)

Marie Antoinette, Vasat Bir Karakterin Portresi Stefan Zweig

A+ A-

Kutsal Roma İmparatoru I. Franz ve Maria Theresia, diğer kraliyet evliliklerinin aksine, birbirlerini severek evlenip, 1755’te Viyana’daki Hofburg Sarayı’nda on beşinci çocukları Maria ‘yı (Marie Antoinette) kucaklarına alırlar. Maria Theresia sıkı kuralları olan, güçlü bir imparatoriçedir ancak programı o kadar yoğundur ki Maria Antonia’nın yetiştirilmesi mürebbiyesine kalır. Küçük kız şımartılır, ders çalışmak yerine eğlenmeyi tercih eder. Yedi Yıl Savaşları’nda Fransa ile Avusturya’nın müttefik olması, ittifakın sürekliliğinin sağlanması gerekir. Bu yüzden de XV. Louis’nin veliaht olan torunuyla, İmparatoriçe Maria Theresia’nın kızlarından birinin evlenmesine karar verilir. Evlenme sırası gelen iki abla hastalıktan ölünce, sıra Maria Antonia’ya gelir. Küçük kız henüz 14 yaşındayken XVI. Louis ile nişanlanır. Anne Maria Theresea saray adabını, Fransız dilini ve geleneklerini öğretmek için kızını sıkı bir eğitime alır ancak genç kızın aklı bambaşka yerlerdedir. Düğünden sonra Versaille Sarayı’na yerleşen Maria Antonia artık Marie Antoinette’tir. Kendinden sadece bir yaş büyük olan kocasıyla tam bir evlilik hayatı yaşayamazlar zira cinsel anlamda birtakım sıkıntıları vardır. Birçok dedikodu ve suçlamanın gölgesinde Marie Antoinette’in hamile kalması yedi seneyi bulur. Bu sıkıntılar yetmezmiş mi gibi XV. Louis’nin metresi problem çıkarmaya başlar. Marie Antoniette için saray hayatı sıkıcıdır, ülkesini ve en çok da kız kardeşini özler. Derken XV. Louis ölür ve kocası 20, kendisi 19 yaşındayken Fransa’nın kral ve kraliçesi olurlar. Genç kraliçenin arkadaş çevresi ve sohbetleri sığ ve konular daha çok dedikodudan ibarettir ancak bir süre sonra bu sohbetler de yetmez. Marie Antoinette, kılık değiştirip operalara gitmeye, yeni kıyafetler ve pahalı mücevherler almaya, kumar oynamaya başlar. Bu sıralarda Fransa’da ciddi ekonomik sorunlar yaşanmaktadır. Müsrifliği ve hovardalığıyla nam salan kraliçe, çocuk sahibi olup yaş aldıkça daha dikkatli olmaya, az süslü kıyafetler giyip, sade mücevherler takmaya başlar. Çocuklarıyla kendisi ilgilenir, hayır işlerinde cömertliğiyle öne çıkar. Ancak 1789 Fransız İhtilali ile her şey tepetaklak olur. 

Marie Antoinette, 38 yıllık kısacık hayatına birçok şey sığdırmış. ‘’Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!’’ sözüyle bilinse ve bu yüzden insanların öfkesine maruz kalsa da, böyle bir söz söylediğine dair kesin kanıt yokmuş. Henüz çocuk yaşta evlendiği düşünülürse, o kadar varlığın, şaşaanın içinde lüks düşkünlüğü ve aşırı harcamaları pek de anlaşılmaz değil. Bir çocuk, kraliçe olduğunda böyle bir durumu nasıl yönetebilir ki? İşte Stefan Zweig tam da bu noktaya, kraliçenin psikolojik duruma, ruh hallerine eğilerek tahlil ve fikirlerini okura sunuyor. Amaç, Marie Antoinette’i sempatik göstermek ya da sevdirmek değil ancak olaylara bir de o cepheden bakmaya, anlamaya çalışmak… Ben Zweig’ın bu biyografisini çok başarılı buldum. Tarihi bir karakter bu kadar güzel anlatılabilirdi, bana göre. Kitap sadece kronolojiden oluşmadığı gibi sürekli ruh tahlilleriyle okuyucuyu sıkmıyor, çerçeveden dışarı çıkılmıyor. Marie Antoinette’in yaşadıkları kronolojik olarak kaleme alınırken yazar, yorumlarını öyle isabetli yerlerde, öyle yerinde yapmış ki birçok yerde tüylerim diken diken oldu.

Marie Antoinette anlatıldığında hep itici bir karakter canlanmıştı zihnimde ancak Zweig’ın bu kitabıyla birlikte -sempati duymadım belki ama- olayları başka açılardan görmek ve kraliçenin de bir insan olduğunu, geçmişini, şartlarını ve karakterini anlamak sadece kitabi olarak değil, hayati olarak da etkiledi beni. Herkesin olgunlaşma süreci farklı seyrettiği gibi herkes her meslek, rütbe ya da mevkiye uygun olmayabiliyor. Bazen hayat bizi sürüklüyor, bazen biz karar veriyoruz ve bir şeylerin farkına vardığımızda çok geç olabiliyor. Hayat…

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.