MOBY DİCK HERMAN MELVİLLE

media56bb3da79fbfb.png
(0/10 Puan)

Moby Dick Herman Melville

A+ A-

Çok kitap okumanın boş zamandan çok insanın kendisiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Kitap okuma hızıma ve okuduklarımın sayısına bakanların büyük kısmı, mühtehzi bir şekilde gülümseyip zamanımın bol olduğuna kanaat getirirler. Bu cümlelerdeki inceden aşağılamayı sezmiyor değilim ancak cevap verecek ne enerjim ne de isteğim var. Bununla birlikte benim de bir hayatım, bu hayatın getirdiği sorumluluklar, herkes gibi yaşadığım sıkıntılar, hastalıklar, benden beklentisi olan insanlar, yerine getirmem gereken görevler ve düşünmem gereken onlarca iş ve şahıs var. Bunda abartılacak bir şey de yok, zira hayat ve insan olmak bunu gerektirir. Ne var ki, birçok yönden şanslı olduğumu da kabul ediyorum. Özel hayatımdan bahsetmekten hoşlanmadığım için detaylara pek girmek istemiyorum. Ancak bazı insanların ‘kitap okuma saati’ diye adlandırdığı bir zaman dilimim yok benim. Yani, kahvemi alıp, sessiz bir ortam bulup, ayaklarımı uzatıp, hafif bir klasik müzik eşliğinde kitap okuduğum ömrüm boyunca taş çatlasa iki kezdir. Ben kitaplarımı hep arada derede, seste, kalabalıkta, -çok erken kalktığım günler dışında- kısa aralıklarda okurum. Bu yüzden ‘Moby Dick’in benim hayatımda ayrı bir yeri vardır. Neden mi? Şöyle anlatayım;

Kitabı okuduğum dönem temmuzun sonlarıydı. İki günlüğüne her şeyden kaçıp Bozcaada’ya gitme şansım oldu. Yaz mevsiminden nefret etmeme rağmen adanın o serin ve rüzgarlı havası bana inanılmaz iyi geldi. Öyle ki biraz daha kalsaydım yazı sevebilirdim. Orada ilk defa, çok uzun zamandır kafam rahatken, tam bir sessizlik ve huzur içinde okuduğum kitap ‘Moby Dick’ti işte… Dalgaların sesi kitap satırlarındaki dalgalarla bütünleşirken yosun kokusu burnumda, martılar çığlık çığlığa uçuşuyor… Sanki ben  Pequod’un içinde, tüm olaylar olup biterken denizcileri izliyor, beyaz balina Moby Dick’in izini sürüyordum. Artık birileri ışınlanmayı icat etmeli.

Hayatını denizlerde geçiren Kaptan Ahab, bacağını Moby Dick adlı beyaz balinaya kaptırır ve sakat kalır. Ancak yaşadığı sakatlıktan ziyade, Ahab’ın ağrına giden ve sindiremediği şey, yenilmişliktir. Yaşlı denizcinin gözünü hırs bürümüştür artık. Uçsuz bucaksız okyanusları gezerek Moby Dick’I bulma, avlama ve öldürme isteğiyle yanıp tutuşmaktadır. Peqoud adlı gemiyle okyanusa açılan Kaptan Ahab, mürettabatına yaptığı ilk konuşmada amacını açıklar. Moby Dick, onun için artık bütün kötülüklerin timsalidir ve onu öldürmeden evvel hiçbir isteğini yerine getirmeyi düşünmemektedir. Böylece gemi uzun bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk boyunca birçok olay yaşanır, beyaz balina hakkında efsaneler anlatılır. Mürettebat, kaptanın bu hırsına anlam verememekle birlikte balina avına devam eder. Derken, hedefledikleri yere gelirler. Haftalardır yaptıkları yolculuğun sonuna gelmişlerdir artık, Moby Dick’I görürler. Kaptan Ahab’ın hırstan gözü iyice dönmüş bir şekilde, üç günden fazla bir süre boyunca balinayı avlamaya çalışırlar. Derken av biter, gemi okyanusun soğuk sularına gömülür. Tüm mürettebattan ancak bir kişi kurtulur.

Mürettebata son anda, tesadüfen dahil olan denizci Ishmael’in ağzından anlatılan hikaye, ilk kez 1851 yılında Londra’da basıldı. İlk yayımlandığı dönemde sadece 3000 adet satmasına rağmen, yirminci yüzyılda büyük ün kazanan roman, birçok dile çevrildi, hakkında incelemeler yazıldı ve defalarca sinemeya uyarlandı.

Önsözlerden pek hoşlanmasam da, Moby Dick’in simgesel pek çok öğe taşıdığını göz önünde bulundurarak, Mina Urgan’ın yazsını oldukça yerinde ve uygun buldum. Okuyucuya, elindeki romanın sadece bir macerayı anlatmadığından, alt katmanlarında birçok mesaj ve metafor bulunduğundan bahsederek, daha geniş bir açıdan bakmasına, dikkatini vereceği noktalara işaret ederken, okuyucunun hikayeye daha çok hakim olması için de onu hazırlıyor, bence. Bu anlamda bakıldığında ‘Moby Dick’, asla sadece bir macera romanı değil!

Kitaba yapılan eleştirilerden bazıları da, balinalar hakkında en ayrıntılı noktalara kadar sayfalarca bilgi verilmiş olması, adeta bir zoolog gibi balinanın A’dan Z’ye her şeyine vakıf olmanın okuyucuyu bir süre sonra sıktığı ve kitaptan uzaklaştırdığı yönünde. Doğruluk payı yok değil. Yolculukta yaşanan olayların yanı sıra, balinaların yakalanışından tutun derilerinin yüzülmesine, yağlarının nasıl çıkarıldığından tutun da dünyadaki balina istatistiklerine kadar, günlük hayatımızda hiçbir işimize yaramayacak ve çoğunu unutacağımız birçok bilgi paylaşmış Melville. Ama... Burası önemli; eğer sabredip, hızlı okuma yapılmazsa, Melville’in bahsettiği konularda, insanlara ve hayata yaptığı atıflar ve tespitler, bence muazzamdı. Hikayenin görünen kısmı zaten sürükleyici. Bunun yanında alt metinlere vakıf olabilmek de müthiş bir tecrübeydi. Melville’in akıcı, şiirsel ve bir o kadar ironik anlatımı, kitaba ‘sıkıcı’ diyenleri yalancı çıkaracak nitelikte.

Kitabı ne kadar beğendiğimi belirtmek için, ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden,  ‘Onca Yoksulluk Varken’deki Momo ve ‘Moby Dick’teki Ishmael dersem, sanırım beni anlayan anlayacaktır. Herman Melville her ne kadar yaşadığı dönemde pek ilgi görmese, okunmasa ve bu yüzden bunalıma girse de, yıllar sonrasının Türkiye’sinin İstanbul’undaki bendeniz, onun şimdiye kadar okuduğum üç kitabını da çok sevdim. Ne diyeyim? Ruhu şad olsun.

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.