O/ HAKKARİ'DE BİR MEVSİM FERİT EDGÜ

media56c46d45d24d2.png
(0/10 Puan)

O/ Hakkari'de Bir Mevsim Ferit Edgü

A+ A-

Ferit Edgü okumaya ‘Hakkari’de Bir Mevsim’le başlamak, bence isabetli bir seçim olur. Ben kendisiyle ilk kez lise ikinci sınıfta, Edebi Metinler dersi hocam sayesinde tanıştım. Pek öyle enteresan bir hikayesi yok. Daha önce de bahsettiğim gibi, hoca sınıfa girip kitabın birkaç öğrenci tarafından okunması gerektiğini, bizim sınıftan kimin gönüllü olacağını sorduğunda parmak kaldıran tabii ki bendim. Kitap okumayı ödev olarak vermek ne kadar yararlı bir tutum, hala çözebilmiş değilim. Gençliğim ve toyluğumun vermiş olduğu, bazı duygulara karşı olan tecrübesizliğimle ödev duygusu birleşince, kitaptan tam manasıyla bir haz aldığımı hatırlamıyorum. Kurgu, betimleme, dil ve üsluptan başka dikkatimi çeken bir şey olmamıştı. Ancak kitabı, aradan seneler geçip de tekrar okuduğumda, herkes gibi birçok acı, hayal kırıklığı ve vazgeçiş yaşadıktan sonra, bambaşka duygular içerisine girdim.

Kendini Hakkari’nin Pirkanis Köyü’nde bulan isimsiz kahramanın, buraya sürgün olarak mı yoksa bir kaza sonucu mu geldiği belirsizdir. Bölgenin diline, insanına ve geleneklerine yabancı olan bu adam, köyün muhtarının teklifini kabul ederek çocuklara ders vermeye başlar. Ağlarla örülü karanlık bir odayı sınıf haline getirmeye çalışan adam, çocukların alet edevatlarını temin etmek için çabalar ve sonunda şehre inmeye karar verir. Yetkililerden hiçbir yardım görememesi yüzünden gerekli eşyaları kendi temin eder ve böylece Süryani kitapçıyla tanışır. Kar yolları tıkar, köye dönmek imkansızdır. Kahramanımız, kitapçının verdiği kitapları okur, düşünür. Kendini ‘O’ olarak nitelendirmeye başlar. Ertesi gün, vali tarafından çağrılır. Kendisine yollanan mektuplar vardır ancak O, kendi de dahil kimsenin suratını hatırlamamaktadır. Aylar sonra yüzünü ilk kez berberin aynasında görür. Ertesi gün çocuklar için aldığı eşyaları da yanına alarak köye dönmek üzere yola çıkar. Köye vardığında ise, salgın hastalıklar artmış, ölümler çoğalmış, yoksulluk, imkansızlık ve bakımsızlık alıp başını yürümüştür. Yetkililerin kayıtsızlığı, şahit olduğu ölümler ve bunlar karşısındaki çaresizliği, yalnızlık ve ölüm korkusuyla birleşince, O’nun bilinci yavaş yavaş bulanıklaşmaya başlar. Çocuklara ders anlatmak için, önce onlara Türkçe öğretmeye, sonra da onların dilini öğrenmeye çalışır. Köyde aynı dili konuştuğu tek kişi Halit adında bir adamdır. Derken, karlar çekilir, müfettiş köye gelir. Çocukların aldığı eğitim karşısında şaşkına döner ve O’yu tebrik ederek artık istediği yere gidebileceğini söyler. O, aylardır denize hasrettir. Arkadaşı Halit sayesinde çok özlediği denizine kavuşur…

‘Hakkari’de Bir Mevsimi’ anlatmak bu kadarla kalmaz, anlatılamaz da… Kahramanın yalnızlığı, Edgü’nün bu yalnızlığı betimleyişi, Hakkari’yi ve bulunduğu köyü tasviri, insanların yaşadığı şartlara dikkat çekişi, destansı bir anlatım tarzıyla birleşince, ortaya müthiş bir kitap çıkmış elbette. Yalın ama çarpıcı cümleler, eğer duygusu bu kadar ağır olmasaydı, muhtemelen su gibi akıp giderdi ama gitmiyor, gidemiyor… Senelerdir bu topraklarda yaşayıp, hala oraları ne zaman göreceğimi ve hatta acaba ölene kadar görüp göremeyeceğimi, hiçbir korku yaşamadan dağını taşını gezip gezemeyeceğimi merak ediyorum. Her şey bir yana, bu ülke insanının en büyük trajedisi bu olsa gerek. Bu yabancılık bize çok fazla.

Ferit Edgü, altmışlı yıllarda er-öğretmen olarak gittiği Hakkari’nin Pirkanis (Işıklar) Köyü’nde yaşadıklarını kurgulayarak okuyucusuna ulaştırıyor. Sanıyorum bu kadar etkileyici olmasının sebebi de, olayların birçoğunu bire bir yaşamasından kaynaklanıyor. Edgü benim en çok sevdiğim yazarlar arasındadır fakat bu kitabını beğenmemin yahut övmemin sebebi değil. Ne kadar anlatsam da, beni en iyi kitabı okuyanlar anlayacaklardır diye düşünüyorum. Okumayanlarsa, bu yazıyı kitabı okuduktan sonra bir kez daha okuyabilirler. O zaman az bile yazdığımı göreceklerdir. 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.