ON KÜÇÜK ZENCİ AGATHA CHRİSTİE

media567148d57e0dc.png
(10/10 Puan)

On Küçük Zenci Agatha Christie

A+ A-

80’leri yaşayanlar iyi bilir, Jessica Fletcher adında emekli öğretmen kendini cinayet romanları yazmaya adar ve ne tadesüftür ki gittiği her yerde bir cinayete tanık olup, onu çözerek kaleme alırdı. Annemin yatmadan evvel muhakkak izlediği favori dizisi ‘Cinayet Dosyası’, benim de henüz 6-7 yaşlarımdayken izlediğim ilk dedektiflik dizisidir. Evet, o zamanlar dizilerde ne sansür vardı ne de uyarı. Yaklaşık 40-45 dakika süren diziyi izler, annemle ipuçları toplar, katili bulmaya çalışırdık. O zamanlar en büyük hayalim dedektif olmaktı, uzun süre de öyle devam etti. Christie ile tanışmam ise sonraki senelere rastlar. Ortaokulda çok kitap okuduğumu gören bir arkadaşım –o zamanlar dünya klasiklerine sarmıştım- bana hiç Agatha Christie kitabı okuyup okumadığımı sordu. Böyle birinin adını bile duymadığımı söylediğimde 13 yaşındaydım. Bana ısrarla ‘On Küçük Zenci’yi okumamı söyledi. Ben de, çok iyi hatırlıyorum, o gün okul dönüşü kırtasiyeye uğrayıp kitabı satın aldım. Ertesi gün okulda okumaya başladığım kitabı, yine çok iyi hatırlıyorum, aynı gün okul dönüşü üzerimde formamla pencerenin önünde bitirdim. Müthiş heyecanlanmıştım ve hayatta hiçbir şeyin beni kitap okumak kadar mutlu etmeyeceğini, kitapların benim kaderim olduğunu o an hissetmiştim ancak bu şekilde anlamlandıramamıştım elbette. Böylece Christie’yi ara ara hep okudum. Sonra bir dönem, 18-20 yaşlarımda, günde iki tane Christie romanı okuyordum. Gerçekten biraz psikopta bağlamıştım. Henüz bir kitabını bitirmişken hemen diğerine başlıyor, cinayetleri çözmek için hunharca iz sürüyordum. Bir süre sonra henüz kitabın ortasına gelmeden katilleri tahmin etmeye başlayınca, biraz ara vermem gerektiğine kanaat getirdim.

Una Nancy Owen adında birinden yollanan mektuplarla, Zenci Adası’na tatile davet edilen on kişi, mektupların sahibini bir türlü hatırlayamasalar da bu ücretsiz fırsatı kaçırmak istemezler. Böylece, daha önce birbirleriyle tanışmamış hatta karşılaşmamış olan bu on kişi teker teker adaya gelir. Ne var ki adada, görevli karı-kocadan başka kimse yoktur. Ev sahibinin adada olmayışı konukları şaşırtır çünkü görevli karı-koca da ev sahibini hiç görmemiş, tanımamıştır. Herkes odasına çekilir. Odaların duvarında asılı duran şiir ise konukların her birinin dikkatini çeker ancak bir anlam veremezler. Akşam yemeği esnasında herkes sofrada, birbirini tanımak için sohbet etmektedir. Tam da bu esnada gramafondaki plak aniden çalışmaya başlar ve ev sahibinin sesi duyulur. Davet edilen misafirlerin ortak özelliği geçmişte sebep oldukları ölümlerdir ve bunların bedelini ödemek için çağrılmışlardır. İlk başta bunun kötü bir şaka olduğunu düşünen konuklar, yaşanan ölümler, kaybolan zenci bibloları ve odalarında asılı duran şiir arasındaki bağlantıyı çözdüklerinde, artık kaçacak bir yerleri olmadığını da anlayacaklardır.

Agatha Christie’nin en iyi 100 polisiye romanı listelerinde yer alan kitabı, son derece rafine bir cinayet kitabı. Kişiler, olay örüntüsü, ipuçları ve delillerin dışında en ufak bir fazlalık yok kitapta. Diğer romanlarında da aynı tarzı görmek mümkün. O yüzden ki Christie’nin kitapları bana her zaman için, günümüz polisiyelerinin anası, rehberi yahut ilham kaynağı gibi gelir. Kitap oldukça rahat okunan, yalın bir dile sahip olmakla birlikte, Altın Kitaplar tarafından başarıyla Türkçe’ye çevrilmiş. Biraz kafa dağıtmak, biraz da dedektifçilik oynamak için bire bir… Kitap her ne kadar Türkçe’ye ‘On Küçük Zenci’ olarak çevrilse de, Christie bu adı biraz ırkçı bulup ‘On Küçük Kızılderili’ olarak değiştirmiş. Ancak kitabın özgün adının esasen ‘And There Were None’ (Ve Hiç Kimse Yoktu) olduğunu da bir dipnot olarak belirteyim.

Agatha Christie okuyanlar bilir, cinayetleri çözen ya Dedektif Hercule Poirot’dur ya da Miss Marple. Ben ta ilk başından beri oyumu, okuduğum ilk anda sempatimi kazanan Belçikalı, pala bıyıklı Monsieur Poirot’dan yana kullanıyorum. Öyle ki, eğer kitapta olayı çözecek kişi Poirot ise hikayeyi çok daha keyifle ve merakla okuyorum. Bu zeki, sempatik ve eğlenceli adam sayesinde küçük gri hücrelerimin farkına vardım ve o gün bugündür onları çalıştırmak için elimden geldiğince çaba sarfediyorum. Ne için? Cinayet mi çözüyorum? Evde boş zamanlarımda atomu parçalamaya mı uğraşıyorum? İnsanlığı kurtaracak yeni akımlar mı keşfediyorum? Hayır… Maksat jimnastik olsun.

Aradan seneler geçti ve ben dedektif olamadım. Ama dedektif filmlerine, kitaplarına ve dizilerine olan merakım uzun süre devam etti. Uzun zamandır da beni heyecanlandıran herhangi bir cinayet kitabı okumadım ama, Christie külliyatından ikinci sıraya hangi kitabı koyarsın, derseniz elbette ‘Roger Ackroyd Cinayeti’ derim…

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.