PAULA ISABEL ALLENDE

media5791ade232bfc.png
(0/10 Puan)

Paula Isabel Allende

A+ A-

Dücane Cündioğlu Arasokakların Tarihi’ adlı kitabında, hatıratların öneminden ve onların, tarihe ışık tutan değerli dökümanlar olduğundan bahseder. Hatta tarihi en iyi, araştırma kitaplarından değil, hatıratlardan öğrenileceğini de belirtir. Neden olmasın? Hatıratların kimseye bir şey kabul ettirme yahut ispatlama amacı yoktur. Hatıra defterleri yahut günlükler, tarih öğrenmek için fazla kişisel görünebilir. Ancak, örneğin ‘Anna Frank’in Hatıra Defteri’ni okuduğunuzda, henüz on dört yaşındaki bir kızın yazdıklarının nasıl tarihi bir belge halini aldığını gayet rahat anlayabilirsiniz. Küçük Anna, içini dökmek için kaleme aldığı satırların önemini o zamanlar öngörmemiştir sanıyorum. Şimdiyse hatıra defterleri ve günlükler unutulmaya yüz tuttu. Elimizdeki telefonlardan başımızı kaldıramadığımız gibi, kurduğumuz cümleler de yüz kırk harfle sınırlı. Son yıllarda çok önemli olaylar yaşıyoruz ama ya birbirimizi yemekten, ya üşengeçlikten ya da kayıtsızlıktan –bilemiyorum- oturup iki satır kaleme almayı akıl edemiyoruz. Ben ilkokuldayken, teknolojinin ilerlemesinin insanlığı da geliştireceğinden bahsederdi öğretmenim. O zamanlar çok heyecanlandırırdı bu beni. Teknolojiyle ilgili hayaller kurduğumu dahi hatırlıyorum. Hayallerimin çoğu gerçekleşmedi, bazı gelişmeler ise hayallerimin çok çok ötesinde. Ama okulda öğretmenimin es geçtiği, bizleri uyarması gereken önemli bir husus varmış ki, insanı ilerletecek teknolojiyi yetkin ve yararlı biçimde, bir alet olarak kullanmak için, o gelişmişlikte bir insanoğluna da ihtiyaç varmış.

Şilili yazar Isabel Allende, son romanının tanıtımı için İspanya’dadır.  Yeni evli kızı Paula da orada yaşamaktadır. Ancak genç kadın, geçirdiği ağır hastalık sonrası komaya girer ve yaklaşık bir yıl boyunca bitkisel hayatta kalır. Allende ise bu süreç boyunca, kızının yanı başında, önce mektup olarak yazmaya başladığı bu hatıratı kaleme alır. Allende, kızının vakti geldiğinde hayata döneceğine yürekten inanmaktadır. Bu yüzden, onun uykuda olduğu sırada yaşananlardan haberi olması için her şeyi tek tek kaydeder. Ancak ünlü yazarın yazdıkları, sadece yaşadığı tarihe ait olaylar değildir. Satırlar aktıkça Allende, kendi yaşamına ve ailesine ilişkin olaylardan kesitleri, o dönemlerde ülkesinde yaşanan durumları da kalemine aktarır. Şili Yönetimi’ne diktatörlüğün gelişi, Salvador Allende’nin intiharı, yaşadığı aşklar, anneliği ve bir kadın olarak verdiği mücadelenin yanı sıra, kızını beklerken içinde bulunduğu duygu durumları ve kızının kocasıyla yaşadığı bekleyişi büyük bir duygu yoğunluğuyla yazar.

‘Paula’ Isabel Allende’nin okuduğum ilk kitabı. Bir senelik yoğun bekleyiş sonucu Paula’nın durumunda hiçbir değişim olmaz ve sonunda 1992 yılında hayata veda eder. Duygu yoğunluğu yüksek bir kitap olmakla birlikte, zaman zaman yapılan geri dönüşler ve o zamanlar ülkenin içinde bulunduğu durumların anlatılması, kitaba bir yönüyle tarihi bir hava da vermiş. Anı, biyografi, otobiyografi okumaktan hoşlananlar için ilgi çekici bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Her insanın tuttuğu günlüklerin/hatıra defterlerinin edebi bir değeri olmayabilir. Ancak düşüncelerimizi ve duygularımızı yazmak ve onları önce kendimize okumak önemli. Özellikle tansiyonumuzun yüksek olduğu zamanlarda, kafamızda dönüp dolaşan kelimeleri bir sıraya dizip ifade etmek, duygularımızın simgeleşmesine, rahatlamamıza ve bununla birlikte zihnimizi düzenlemeye yardımcı olur. Zira, aklımızdakileri gözden yahut süzgeçimizden geçirmeden söylediğimizde, özellikle kriz anlarında, aklı selim olmaktan çok uzak, kırıcı, ayrıştırıcı, çelişik, küstah ve edepsiz olabiliyoruz. Ne var ki bu üslup, sakin ve toparlayıcı olandan daha çok rağbet görüp alkış topluyor. Ne yapalım? Beğenilmemeyi, köşeye itilmeyi göze alarak olayları iyice gözlemledikten sonra, düşünüp tartıp, soğukkanlılıkla yorumlamaya devam edeceğiz tabii ki. Elden başka ne gelir? 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.