SİSİFOS SÖYLENİ ALBERT CAMUS

sisifos
(10/10 Puan)

Sisifos Söyleni Albert Camus

A+ A-

Bundan yaklaşık iki sene evvel, hayatın anlamı/anlamsızlığıyla kafayı bozmuştum. Okuduğum her kitabı, yaptığım her sohbeti, tüm monologlarımı yahut karşılaştığım her olayı bu düşünceler bağlamında değerlendiriyor, değerlendirme yapmasam dahi, tüm hayatımı bu anlamı/anlamsızlığı anlayabilmek üzere yaşıyordum. Sonucu her ne olursa olsun, yaşamaktan başka seçeneğim olmamasına rağmen, yine de inatla bir cevap bulmak için uğraştım. Kesin ve net bir cevap çıkmadı tabii ki karşıma. Fakat, düşüncelerimi şekillendirecek bir çok ‘tesadüf’ oldu. İnsan neyi arıyorsa, kendine de çevresine de o gözle bakıyor, bu bir gerçek. Beni bu süreçte asıl şaşırtan okuduğum kitaplardaki bazı cümlelerin, tam da kafamdaki  sorularla örtüşmesi olmuştur. Yine de içime sinen bir sonuca ulaştığımı söyleyemem. Hal böyle olunca, bundan yalnızca birkaç ay öncesinde bu soruları didiklemeyi bıraktım. Kafamda birçok soru, birçok düşünce vardı elbette fakat bunları birleştirmek için belki biraz zamana, belki de biraz rahatlamaya ihtiyacım vardı, bilemiyorum. O kadar yorgundum ki, akışına bırakmaya karar verdim.

Albert Camus, II. Dünya Savaşı ortalarında yayımlanan kitabında, hayatın yaşamaya değer olup olmadığını sorguluyor. Camus’ye göre insan, yaşamın anlamsızlığının farkındadır ancak yine de, tüm baskılara rağmen, bilinçli bir şekilde direnmek zorundadır. Anlamsızlığı, akıl ve bilinç gücüyle yenen insan kahramandır ve bu bağlamda, intihar eden kişi yaşamayı berecememiştir. Denemesinde, akıl, absürd, saçma ve uyumsuz terimlerini sık sık kulanan yazar, Dostoyevksi ve Kafka gibi birkaç yazarın kitabından verdiği örneklerle, kendi fikir ve düşünceleri arasında paralellikler kuruyor. Bunların yanı sıra, insanın aile ve toplum içerisinde yaşadığı eleştiri  ve baskılara da değinmeden geçmiyor. Peki, kitaba ismini veren Sisifos (Sisyphus) kimdir?

Sisifos, Yunan Mitolojisi’nde, denzicilik ve ticaretin gelişimine büyük katkıları olan, buna rağmen konukseverlik kurallarını ihlal eden, açgözlü ve hilekar bir kraldır. Çok hünerli olmasıyla nam salan Sisifos, Zeus’u kızdırır. Bunun üzerine Zeus, Hades’ten Sisifos’u cehennemde zincire vurmasını salık verir. Fakat, Sisifos ne yapıp eder ve zincire vurulmaktan kurtulur. Ancak hilekarlığı cezasız kalmaz. Tanrılar tarafından cezaya çarptırılan Sisifos, büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlamaya mahkum edilir. Doruğa ulaşır ulaşmasına ancak, kaya her defasında tekrar aşağı yuvarlanır ve Sisifos her defasında, kayayı yeniden doruğa taşımak için uğraşır. Ne var ki bu çaba beyhudedir. Camus’ye göre asıl trajedi de burdadır; Sisifos, her deneyişinde tekrar düşeceğini bildiği kayayı doruğa sürüklemeye devam eder. Buna rağmen yazar, Sisifos’u mutlu addeder zira o, düşkünlüğünün bilincindedir.

Kitabın kendisi hali hazırda kavranması zor muydu yoksa tercümesinde de bazı sıkıntılar var mıydı, bilemeyeceğim fakat Camus’nun düşüncelerini kavramaya çalışmadan önce, cümlelerin anlamını kavramak için kimi yerde saçımı başımı yolacak vaziyete geldim. Kitabın sonlarına doğru kafayı üşüttüğümü falan düşünmeye başlamıştım ki, Allah’tan kitap bitti. Bu sefer de bittikten sonra üzüldüm. Son zamanlarda en zor okuduğum kitapların içinde birinci sıradaydı ancak çok keyif aldığımı da söylemem gerekir.

Yaşamın anlamı/anlamsızlığı hakkında, bundan birkaç ay evvel ansızın içime sinen bir kanıya vardım. Hayat anlamsızdı bana göre, hala da anlamsız. Bu konudaki fikrim değişmedi. Hayatı anlamlı kılmak için ne bir isteğim ne de bir çabam var. Fakat kendimce, anlamsızlığı anlamlandırmak için bir şeye ihtiyaç duyduğumu farkettim. Bu düşüncemi, sarsılmaz, kuvvetli, inandığım bir güce bağladım, o zaman hayat daha güzel ve anlamlı olmadı –ki böyle bir beklentim de yoktu- ama kafamdaki sorular yanıt buldu ve ben de rahatlamış oldum.

‘’Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir.

 

Bir insanın yaşama bağlanışında dünyanın tüm düşkünlüklerinden daha güçlü bir şey vardır. Bedenin yargısı, aklın yargısından hiç de aşağı değildir, beden de yok oluş karşısında geriler.

 

Derin duygular da büyük yapıtlar gibi bilinçli olarak söylediklerinden daha fazla anlam taşır her zaman.

 

Usu kesin olarak yadsımak boşunadır. Onun da kendi alanı vardır, kendi alanında etkilidir. Bu da tam insan deneyiminin alanıdır. Bu nedenle her şeyi aydınlığa kavuşturmak isteriz.

 

Bir insanın ahlakı, değer sıralaması ancak biriktirdiği deneyimlerin niceliği ve çeşitliliği bir anlam taşıyabilir.’’

 

 

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.