YALNIZLIĞIN KEŞFİ PAUL AUSTER

media5476b7ac91a6d.png
(0/10 Puan)
1 Yorum

Yalnızlığın Keşfi Paul Auster

A+ A-

Hayır, yalnızlık sadece Allah’a mahsus değil. İnsan, gayet tabii yalnızlığı seçebilir ve sevebilir. Eğer yalnızlık, kişinin kendi seçimi değilse, her tür maruz kalış gibi, yaralar insanı. Ancak, kişi yalnız olmayı kendi seçtiyse, o zaman bir yolculuğa çıkmış ya da çıkmaya hazırlanıyor demektir. Her şeyini toplayıp, kimsenin olmadığı bir yerde yaşamaktan bahsetmiyorum elbette. İnsanın kafasında onu esir alan binlerce düşünce ve yüzlerce insan varken, yalnız olmasının imkanı yok. Bu sadece görüntüde bir yalnızlık... Kalabalığın içinde yalnız olmak ise, her zaman anlatıldığı kadar dramatik olmamalı. Kendi seçtiğim bir yalnızlıkla, içime dönme, kendim ve hayatım hakkında düşünme yoluna girerim. Bir olmadan, kendim olmadan, kimseyle gerçek bir ilişki kuramayacağımı biliyorum artık. Kendi yalnızlığımı kabul ettiğim ve tanıdığım zaman, kalabalıkların arasına karışır, etrafımdaki hengamenin girdabına girmeden geçip gidebilirim. Ya da o girdaba gireceksem, bu sadece benim kararımdır. Her insan yalnızdır ve kişi, seçilmiş yalnızlığı tanırsa ve tadarsa gerçekten, işte asıl o zaman asla korkmaması gerektiğini anlayacaktır.

İki kısımdan oluşan kitabın, ‘Görünmeyen Bir Adamın Portresi’ adlı ilk bölümünde Auster, babasını kaybettikten sonra içine düştüğü yalnızlığı ve buradan yola çıkarak babasıyla ilgili anılarından bahseder. Çevresiyle ilişkiye girmeyen, oldukça dalgın ve kendi halinde bir babadır, o. Auster, kendine dair  birçok şeyi anlamak için, öncelikle babasını anlamak durumundadır. Hatıralar, fotoğraflar ve babasının, ardından bıraktığı eşyalar, Auster için birer ipucudur ve onu çok eski anılara dek götürür. Kitabın ‘Anı Kitabı’ isimli ikinci bölümünde ise sıra, Auster’ın kendi babalığını sorgulamasına gelir. Babasının aksine, varolmak isteyen ve dünyayı kavramaya çalışan biridir Auster. Çoğu zaman oğlunun hafızası karşısında dehşete düşer. Ancak insanın, hatırladıklarıyla yaşayabilmesi henüz çok küçükken bile, o kadar kolay değildir. Bu yüzden Auster, oğluna masallar anlatır. Masallar ve kendi öyküsü iç içe geçmiştir artık.

Paul Auster’ın ilk kitabı olan ve ona şöhreti getirdiği söylenen ‘Yalnızlığın Keşfi’, etkileyici bir anı kitabı. Ben özellikle kitabın ilk bölümünü çok sevdim. Okurken çoğu yerde çok duygulandım. Yazar duygularını, yapmacıklıktan uzak ve asla abartıya kaçmadan, kesinlikle doğal ve olduğu gibi anlatmış.  Okuyucu, yüzyıllardır süregelen ve insan hayatında büyük etkiler yaratan ebeveyn-çocuk ilişkisine, her iki yönden bakma fırsatı yakalıyor. Çocuk Auster ve hemen ardından baba Auster’ı okumak benim için keyfili ve hisli bir deneyimdi. Kitapta beni esas etkileyen de buydu aslında; bir insanın babasıyla kurduğu ilişkinin mirasıyla, baba olması… Yalnızlığa dair derin hislere kapılmadım ve maalesef, Auster’ın yalnızlık hislerini paylaşabildiğimi söyleyemeyeceğim.

Paul Auster, kitaplarında kullandığı metaforlar ve özgün kurgularıyla sevdiğim ve keyifle okuduğum bir yazardır. ‘Ay Sarayı’ ve ‘Yükseklik Korkusu’ şimdilik favorilerim. Yalnızlığa gelirsek… Şimdiye kadar okuduğum, okurken yalnızlığı kalbimin derinliklerine dek hissettiğim, başından en son sayfasına kadar bu hisle kuşatıldığım tek kitap var ki, bana göre yalnızlığın en iyi anlatıldığı kitaptır, o da Yusuf Atılgan’ın ‘Anayurt Oteli’. Şimdi düşünüyorum da, acaba Zebercet yalnızlığa maruz mu kalmıştı, yoksa kendisi mi bunu tercih etmişti? Belki de maruz kalmıştı ve maruz kalmaktan yorulup, sonunda gerçek yalnızlığı kendisi tercih etmişti. Ebedi yalnızlığı…

Benzer Kitaplar
1
YORUMLAR
Yorum Yaz
Sezer
28.11.2014 09:03

Öğrenilmiş çaresizlikte,kurtulmaya çalışırsın içinde bulunduğun rahatsız edici durumdan.Çırpınırsın ama çıkamazsın her yolu denersin yine sonuç aynı,sonunda kaderine razı olursun.Birgün rahatsız edici durum ortadan kalksa bile okadar alışmışsındırki artık çıkmak bile istemezsin. Benim yalnızlığım böyle işte

* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.