YETENEKLİ ÇOCUĞUN DRAMI ALİCE MİLLER

cocuk
(0/10 Puan)

Yetenekli Çocuğun Dramı Alice Miller

A+ A-

Yetenkli çocuğun dramı olur mu? Zaten, adı üstünde, yetenekli değil mi? Yetenekliyse zaten maça önde başlamış olmuyor mu? Çoğu şey için diğer çocuklardan daha az çaba sarfetmesi bir avantaj değil mi? Ebeveynlerine sorun çıkarmayan, yetenekli bir çocuğu kim istemez? Çocukken yetenekli biri yetişkin hayatında da başarılı bir ebeveyn olmaz mı? Yahu, hayatın tadını çıkarsanıza, niçin her şeyi drama dönüştürüyorsunuz? Birazdan hepsine değineceğima ama önce Alice Miller’ı tanıyalım.

Asıl Adı Alicija Rostovska olan Alice Miller, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1923 yılında, Polonya’da dünyaya geldi. Ailesi Berlin’e taşınınca burada Almanca öğrendi ancak iki sene sonra tekrar Polonya’ya döndü. Genç kadın buradaki Yahudi gettosundan kaçtı ve ismini değiştirerek (Alice) Varşova’da yaşamaya başladı. Annesi ve kız kardeşini gettodan kurtardı ancak babası  orada hayatını kaybetti. Miller, 1946 yılında İsviçre’ye göç edip Basel Üniversitesi’nde eğitim almaya başladı ve sosyolog Andreas Miller ile evlendi. İki çocukları oldu fakat çift, daha sonra boşandı. Miller 1953 yılından 1980’e kadar psikanalizle uğraştı. Özellikle çocukluğu keşfetmek üzerine yoğunlaştı. Carl Jung ve Sigmund Freud’un kuramlarının artık geçersiz olduğunu düşündüğünden psikanalize olan inancını kaybetti ve Fransa’ya taşındı. Miller’ın ilk kitabı olan ‘’Yetenekli Çocuğun Dramı’’ 1979 yılında yayımlandı. Hayatının son yıllarında kendisine gelen yüzlerce mektubu internet sitesinde yayınlayarak cevaplandırdı, makaleleri yayımlandı ve röportajlar yapıldı. Pankreas kanseri olan Miller’ın, çok acı çektiği için intihar ettiği söylendi. Öldüğünde 87 yaşındaydı.

‘’Yetenekli Çocuğun Dramı’’ üç ana bölümden oluşuyor. Bunlar; Yetenekli Çocuğun Dramı ve Nasıl Psikoterapist Olduk, Bunalım ve Büyüklük Tutkusu İnkarın İki Farklı Şekli, Aşağılamanın Kısır Döngüsü. Bu bölümlerin içerisinde alt başlıklar da bulunmakta. Kitapta, ailenin medar-ı iftiharı olan, okulda başarılı, sosyal ortamlara rahatlıkla uyum sağlayabilen, el attığı her işi başarıyla yerine getiren, çevresinde hayranlık uyandıran ve kıskanılan çocukların, yetişkin olduklarında yaşadığı bunalım, boşluk duygusu, yabancılaşma, korku, suçluluk ve utanç duygularının nedenleri irdeleniyor. Kitabın ilk bölümünde Miller, bu insanların terapiye geldiklerindeki tutum, davranış ve sözlerine yönelik gözlemlerini paylaşıyor. İkinci bölümün başlarında, çocuğun sağlıklı gelişimine değinilirken ileriki sayfalarda, danışanların hikayeleri de referans alınarak, travmatik çocukluk deneyimleri ve bunların ileride yol açtığı durumlar paylaşılıyor. Yazar, duygusal problemlerin kökenini çocukluktaki çatışmalara ve ebeveyn istismarına bağlıyor ki bunu artık hepimiz biliyoruz. İstismar denince, aklımıza sadece cinsel istismar gelmiyor artık… Aşağılama, tokat, dövme, ilgisizlik, hıyanet de istismarın farklı şekilleridir ki bunlar da çocuğun bütünlük duygusunu ve güvenini zedeler.

Yetenekli çocuğun dramı olur, hem de öyle bir olur ki… Yetenekli olduğu için her şeyin en iyisi ondan beklenir. Okulda başarılıdır, evde annesine yardımcı olur, kardeşlerine çocuğu gibi bakar, hatta anne-babasının arasının iyi olması da bu yavrucağın elindedir. Henüz miniciktir ama her işe yetişmeye çalışır, yetişir de… Yeter ki anne-babası ondan memnun olsun, onu sevsinler. Bu çocuk maça diğer çocuklardan önde başlamış gibi görünse, olgun tavırlarıyla övgüler alsa da esasen boyundan büyük işlerin altına girdiği için yorgundur. En masum çocukça kaprisleri bile doğal karşılanmayıp ebeveynleri tarafından kabul görmediği için sadece onları mutlu etmek adına, onların onayını alacak davranışlar göstererek, sahte bir benlik geliştirir. Herkes çocuğa yüklenirken, özellikle annenin asli görevinin ne olursa olsun çocuğunu kapsamak, olduğu gibi sevmek ve tahammül etmek olduğuyla kimse ilgilenmez. Kendilerini üzmeyecek bir çocuğu her ebeveyn ister çünkü aşırı uyum ve söz dinlemenin çocukla ilgili ciddi , olumsuz sinyaller verdiğini görmezler, görmek istemezler. Çünkü bu ebeveynlerin çoğu kendi narsisist duygularını tatmin etmek için çocuklarını kullanır. Bu çocuklar yetişkin olduklarında tam da bu yüzden kendilerine yabancı, boşlukta hisseder ve öfkelilerdir. Kendileriyle karşılaşabilenlere ne mutlu, peki ya diğerleri?

Son paragrafta yazdıklarımı sadece kitaptan çıkarmadım. Bunu özellikle belirtmek istiyorum zira son zamanlarda insanların bir kitap okuyup, anladığını zannedip, ahkam kesmesinden ve insanları olumsuz etkilemesinden bıktım. Fikirlerimi yaşadıklarım, gözlemlediklerim ve bunları işinin ehli olan psikoterapist ve eğitmenlerle yaptığım analiz, görüşme ve sohbetlerden edindim. Kitap çok iyi, bence de ama sadece bu kitap okunduğunda kişide suçluluk duygusu ve öfke uyandırabilir ya da direnci arttırabilir. O yüzden özellikle kitabı okuyacakların şunu aklından çıkarmamasını rica ediyorum; kitapta, ebeveynlerin yaptığı hataların bilinçli ve planlanmış olmadığını, bu davranışların bilinç dışı olduğunu, kişinin farkında olmadan eylemde bulunduğunu ve büyük ihtimalle abeveynin kendisinin de böyle bir çocukluk geçmişi olduğunu unutmayın. Hiçbirimiz günahsız değiliz. 

Bir de, hayatta her şeyde dram aramak kadar mutluluk aramak da patolojik olabilir belki, işin ehilleri bilir... 

 

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.