YÜZ KARASI ORHAN KEMAL

yuzkarasi
(0/10 Puan)

Yüz Karası Orhan Kemal

A+ A-

Eski Türk Filmlerini, gişe rekorları kıran Amerikan Filmleri’ne tercih ederim, her zaman da etmişimdir. Neşelisinden tutun da, en arabeskine kadar -duygularımın sömürüldüğünü bile bile, ağlaya zırlaya- kimisinin repliklerini dahi ezberlemiş, sonunu biliyor olmama rağmen ilk defa izliyormuşçasına ekrandan gözümü ayıramam. Okuduğum kitapların niteliği ve niceliğini göz önüne aldıklarında, çevremdekiler bu filmlere olan bağlılığımı anlamıyorlar. Hayatım boyunca hep bir derinlik, bir anlam arayışında olduğum için yakınlarım bu denli basit filmlerle aramda hiçbir şekilde alaka kuramıyorlar, kurmak istemiyorlar. Kimileri eski kafa, kimileriyse kıro buluyorlar beni. Haksız değiller. Ben daha ziyade geçmişte yaşayan, eskiye ait her şeyden keyif alan demode biriyimdir. Ancak bu filmleri sevmemin tek sebebi bu değil. Her türlü zorlama senaryoya, mimiklere ve repliklere rağmen bir naiflik, bir samimiyet hissederim o filmlerde… İstanbul’un eski halini görmekten keyif alırım, Bir sahnedeki gramofon yahut dolma kalem, ne bileyim eski bir araba ya da bir şapka hüzünlendirir beni. Bu yüzden de eski Türk Filmleri’ni anımsatan kitaplar okumaktan çok keyif alırım. Orhan Kemal, hiç kuşkusuz, bana bu açıdan en keyif veren yazardır.

Adana’da dondurmacılık yaparak geçinen İlyas Bey’in iki kız ve iki erkek olmak üzere dört çocuğu vardır. Dördüncü çocuğu henüz çok küçüktür. Büyük kızı fabrikada çalışırken, oğlu Ahmet İstanbul’da tıp okumaktadır. Ağabeyi okuyacak diye okuldan alınan Memed’in hayali ise futbolcu olmaktır. Ahmet’in doktor çıkacak olması sadece aile için değil, mahalle için de bir iftihar sebebidir. İlyas Bey, oğlunun tahsilini bitirip memleketine dönerek, kendilerini sefaletten kurtaracağı günleri sabırsızlıkla beklemektedir. Ailede Ahmet ne kadar yüceltilirse, Memed de o kadar yerin dibine sokulmakta, yüz karası olmakla suçlanmaktadır. Derken gün gelir, Memed bu aşağılamaları kaldıramaz ve İstanbul’a gelerek çeşitli işlerde çalışır. Kazandığı paranın bir kısmını, zar zor geçinen ağabeyi Ahmet’e verir ancak Ahmet’in hayali zengin bir kızla evlenip hayatını kurtarmaktır. Ahmet’in oturduğu evin yan odasına bir baba-kız taşınır. Ahmet ve bu genç kız birbirlerini severler ve bir süre sonra birlikte yaşamaya başlarlar. Fakat gelin görün ki günün birinde genç doktor adayı, zengin mi zengin bir kızla tanışır ve yıldırım hızıyla evlenmeye karar verir. İlyas Bey’in ailesinde bir yüz karası vardır elbette. Ancak bu Memed midir, yoksa Ahmet mi? Bunu ancak kitabın sonunda görebiliyoruz.

Kitabın sonunda görmüyoruz tabii ki, daha en başta her karakterin tiyneti kendini belli ediyor. Buna rağmen kitabın finali oldukça etkileyici. Orhan Kemal’in okuduğum her kitabı, bana eski filmleri hatırlatır. Fakat, hem o fimlerden hem de benzer tarzda yazanlardan çok farklıdır bana göre. Orhan Kemal, çok gerçekçi anlatır olayları. Allayıp pullamaz,uzun uzadıya cümleler kullanmaz, bir şeyleri okurun gözüne sokmaya çalışmaz. Mesajı açıktır ancak bunu kaygısızca dile getirir. Bu, olduğu gibilik beni çeker Orhan Kemal’e… Bu yüzden de kendisini okumaktan çok keyif alırım. Sıraselviler’deki Orhan Kemal Müzesi'ni gezerken de çok duygulanmıştım geçen sene. Çok güzel fotoğraflar, notlar, hatıralar vardı ve bir o kadar mütevazi bir apartman katındaydı. Sanıyorum bu yüzden kapısı kilitli ve sinek avlıyordu! Neyse…

Anne- babalar, çocuklarını tanıdıklarına o kadar inanıyorlar, o kadar kendi uzantılarıymışçasına içselleştiriyorlar ki, onların duygu, düşünce ve eylemlerine yönelik neredeyse hiçbir soru sormuyorlar. Kişiye, kendisi hakkında en az soru soranlar anne-babaları olsa gerek… Sorsalar dahi, kendilerine uymayan hiçbir cevabı kabul etmiyor, hatta çoğu zaman duymuyorlar bile. Bana göre, kişi kendisini bile tanımıyorken, bir başkasını tam manasıyla tanımak mümkün değil. Ancak tanımaya yaklaşmak belki mümkün olabilir. Bunun için de onu merak etmek ve bundan dolayı ona soru sormak gerekir sanıyorum. Mümkün olduğunca nesnel bir şekilde gözlemlemek de… Kanımca, kişiyi en az tanıyan tam da bu yüzden anne- babalarıdır bence. Sarsılmaz kabüllerini değiştirmenin zorluğu, çizdikleri çizginin dışına çıkılmasına tahammül edememeleri açısından diyorum… O yüzden genelde onların yüz karası sandıkları evlatları, ters köşe yaparlar. Ya da tam tersi… Bir insanın anne- babası dahi kendiyle ilgili yanlış zanda bulunabiliyorsa ne diyeyim ki? Zalımsın hayat!

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.