YÜZYILLIK YALNIZLIK GABRİEL GARCİA MARQUEZ

media5581483095afc.png
(0/10 Puan)

Yüzyıllık Yalnızlık Gabriel Garcia Marquez

A+ A-

Yalnızlık, bir ‘tek başınalık’ hali… Kişinin yalnız olmasıyla, yalnız hissetmesi arasında devasa farklar var. Olmak ve hissetmek… Dış gerçeklik ve iç gerçeklik… Yani dış dünyaya ait olanla, beşerin iç dünyasına ait olan… Kendini yalnız hisseden kişi, yalnız olmaya katlanamaz. Öte yandan yalnız hissetmeyen için yalnız olup olmadığının bir önemi yoktur. Kişi, hem yalnızsa hem de yalnız hissediyorsa, bu mantıklıdır. Kişinin yalnızlığı tercih edip, tek başına yaşayabilmesi bir şans; kalabalıklar içinde yalnız hissetmesi ise trajiktir. Bunların hepsini, hemen hemen herkes düşünmüştür, okumuştur. Ancak, benim pek görmediğim yahut duymadığım bu yüzden de atlanan, üzerine pek kafa yorulmadığını düşündüğüm bir durum daha var: Yalnız olmak isteyip de kalabalıklardan uzaklaşamayan, insanların arasına sıkışıp kalmış kişinin durumu… Bu kişinin durumu oldukça dramatiktir. Hatta bayağı dramatik… Bilen bilir.

Jose Arcadio Buendia ve Ursula Iguaran, amca çocuklarıdır. Ursula’nın annesi, kızının Jose Arcadio’yla evlenmesi neticesinde domuz kuyruklu çocuklar doğuracağı şeklinde bir kehanette bulunur. Ancak bu evlilik gerçekleşir ve Jose Arcadio Buendia’nın çıkan dedikodular yüzünden bir adamı öldürmesiyle birlikte çift, dağları aşarak bir nehir kıyısına yerleşir. Orada ‘Macondo’ ismini verdikleri bir kasaba kurarlar. Dış dünyayla olan bağlantıları ise, her yıl ağırladıkları bir çingene obası vesilesiyle gerçekleşir. Her yıl gelen çingenelerin tanıttığı icatlar, Jose Arcadio Buendia’da bir saplantı halini alır. Kendisi de bir şeyler icat etmenin peşindedir ancak bir süre sonra aklını yitirerek, bir ağacın altında yalnız başına ölür. Bu arada çiftin çocukları da olmuştur. Kocasını kaybeden Ursula, ailenin başına geçerek, olaylara mantık çerçevesinde el koymaya başlar. Yalnızlıktan çingelerle kurdukları ahbaplık sayesinde kurtulacaklarını düşünen aile üyeleri, onlardan biri olan Çingene Melquiades’ın hayatlarındaki rolünü –okuyucu gibi- henüz bilmemektedirler. Aile çoğaldıkça, birçok olay yaşanır. Peki yüzyıl önce lanetlenen Buendia ailesi, kitabın sonunda huzuru bulabilecek midir?

Kitapla ilgili daha ayrıntılı özetleri sanal ortamda rahatça bulabilirsiniz. Ne var ki, benim işim kitap özeti çıkarmak değil. Marquez’in kendi çocukluğundan yola çıkarak yazdığı, hayal ve gerçekliğin iç içe olduğu, her zamanki gibi upuzun, akıcı ve kusursuz cümlelerle dolu olan kitabı 1982 yılında yazara Nobel Edebiyat Ödülü kazandırdı. Marquez benim için , özellikle kurgu ve üslubuyla öne çıkan bir yazar olduğundan, bu kitabında da beklediğimi fazlasıyla bulduğumu söylemem gerekir.

Hikaye oldukça seri akmakla birikte, karakterlerin nesiller boyu aynı isimlere sahip olması dolayısıyla önceleri bende inanılmaz bir kafa karışıklığı yarattı. Henüz kitabın ellinci sayfasındayken, belki de yüz tane olay olmuştu ve ben hepsini kafamda tutmaya çalışırken biraz ambale oldum. Sonraları, kitapta ayrıntılara takılmadan, hikayeyi akışına bırakarak, hem kaygısız ve rahat okudum hem de yazarın aslında hissettirmek istediği duyguları daha iyi anlar ve kavrarken buldum kendimi. Oysa ki, kitabın başlarında onlarca insanın kalabalığı ve olayın içindeyken yalnızlığı nerede arayacağımı şaşırır olmuştum.

Bazen, bazı şeyleri yanlış yerlerde, yanlış kafayla, yanlış zamanda yahut yanlış şekilde arayabiliyoruz. Sonra aradığımızı bulamamaktan dolayı başkalarını yahut şartları suçluyoruz. Ne var ki, kişinin ne aradığını bilmesi için önce kendini bilmesi gerekir. Kendini bilmesi için, kendi hakkında düşünmesi gerekir. Düşünmeyi ateşleyen de kendinde bir şeyler arama isteği olabilir kimi zaman. Her arayan bulamaz lakin bulanlar arayanlardır… Biz arayanlardan olalım.

 

 

Benzer Kitaplar
YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.