SAKİNLEŞTİYSEK, ŞİMDİ DURUP DÜŞÜNELİM...

27 Temmuz 2016

A+ A-

Farklı olanla yaşama anlayışı nedense hep, zihinsel yahut bedensel özrü olan insanlarla yaşamayı anımsatır bize. Ben de bu anlayışı, bu dar açıdan görebilenlerdendim, çünkü üstüne düşünmemiştim. Ta ki çok yakın bir zamana kadar… Derken milletçe yaşadığımız talihsiz gece; savaş uçaklarınınkine karışan sela sesleri, sokağa dökülen, tankların önünde silahlara karşı duran halk, yakınlarımdan/hiç yakınım olmayanlarımdan aldığım dehşet verici haberler ve televizyondaki spikerin kulaklarımda uğuldayan konuşmasıyla hepimiz, asla unutamayacağımız, akıllarımıza kazınan tarihi bir geceye şahitlik ettik. Çok değil, bundan 2-3 sene evvel 60 ve 80 darbelerini okurken, bir daha böyle şeyler yaşayanacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi. Kitaplarda yahut belgesellerde kalmış gibiydi o olaylar. Değilmiş… Okumakla şahitlik etmek, elbette bir değilmiş.

İşin politik kısmını analiz etmek benim üstüme vazife değil. Yetkin kişiler konuyla ilgili açıklamalarda bulunup, halkı bilgilendirmeye devam ediyorlar ve görünen o ki uzun bir süre de edecekler. Ancak, o gecenin dehşeti henüz taptazeyken, kalplerimizin çarpıntısı, ellerimizin titremesi daha geçmemişken, yapıcı ve birleştirici olmak yerine, bir takım insanların çıkıp ayrıştırıcı ve ötekileştirici tutum, davranış ve sözlerini görmek, nefretlerini okumak inanılır gibi değildi. Böyle toplumsal travmalarda, insanların birleştirici olması yaraların sarılmasını hızlandırarak, badirenin atlatılmasına yardımcı olur  diye biliyorum. Ama görünen o ki, bazı kişiler için bunun pek bir ehemmiyeti yok. Ehemmiyeti olmasa bile, her şeyin bir yolu yordamı var… Normal koşullarda ağzımızdan çıkana dikkat etmiyor, dilimize geldiği gibi konuşuyor, kelimelerimizi seçmiyor olabiliriz. Fakat kriz anlarında duygularımızı, bir akıl ve vicdan süzgecinden geçirip öyle söze ve davranışa dökmemizde fayda vardır herhalde. Ki, sonrasında aynaya bakacak yüzümüz olsun.

Peki, ‘Benden sonrası tufan! Benim istediğim olsun da nasıl olursa olsun! Ölenler kimlerden?’ şeklindeki tavır sahiplerini, aynalarıyla birlikte bir kenara bırakarak dikkatimi çeken başka bir şeye değinmek istiyorum. Takdir edersiniz ki Allah, her kulunu farklı fiziksel ve ruhsal yapıda yaratmış. (İnanmayanlar ‘Allah’ yerine başka bir kelime koymak yahut cümleyi dönüştürmek suretiyle yeniden yapılandırabilirler, ki şu an benim konum bu değil.) Aynı anne-babadan olsa dahi, kardeşlerin tam manasıyla birbirine benzemesi –hem fiziksel hem karakter olarak- neredeyse imkansız. Zira, kişinin sadece genetiği değil, büyüdüğü ve yetiştiği ortam ve çevre, yaşadığı olaylar da karakterinin oluşmasında etkili. Her şeyin değişime tabi olduğunu düşünürsek, ikiz kardeşlerin dahi aynı şartlarda yetiştiğini (hiç değilse psikolojik olarak) iddia edemeyiz. Peki hal böyleyken, yaşanılan olaylar karşısında herkesin aynı şekilde tepki vermesini nasıl bekleyebiliyoruz? İstediğimiz tepkiyi göremeyince nasıl bir kibirle karşımızdakine saldırabiliyoruz? Bunun sebepleri ön yargılı ve tepkisel hareket etmek olabilir. Biz insanlar, hepimiz birbirimizden farklıyız ve bunun çok önemli bir sebebi olmalı. Anında harekete geçen insana da, durup düşünene de, hiddetli tabiatlıya da, soğukkanlısına da, hareketlisine de, yavaşına da, duygusalına da (bunu istediğimiz kadar çoğaltabilirz elbette) ihtiyacımız var demek ki. Bunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek.

Teknoloji büyük bir nimet ama eğer kullanmasını biliyorsak. Sosyal ağların yaygınlaşması ilk zamanlarda, uzun zamandır görmediğimiz, ulaşamadığımız insanlarla haberleşmek açısından hepimize oldukça cazip gelmişti. Ardından hayranı olduğumuz, hayatını merak ettiğimiz ünlü simalar devreye girdi. Buraya kadar her şey yolunda gibi gözüküyordu ancak insanlar, en mahrem şeylerini dahi paylaşmaya başlayınca işin çivisi de çıkmaya başladı. Sınırlar ihlal edildi, hem de kişinin kendisi tarafından. Tansiyonun hemen  hiç düşmediği güzel memleketimde,  insanlar yaşanılan olaylara olan tepkilerini de sosyal ağlar üzerinden göstermeye başladılar. Bunda da bir beis yok bana göre, herkesin kendi tercihi. Bunu tercih etmeyenler ise, kimi zaman hakaretlere ve aşağılamalara maruz kaldılar. Uyku öncesi pijamalı fotoğrafını paylaşan biri, toplumsal bir olayda da tepkisini ortaya koymalıydı çünkü. Sonra nasıl olduysa, insanların hassasiyeti, kopyala yapıştır resim ve alıntılarla ölçülür oldu. Özel gün ve geceler, bayramlar, önemli olayların yıldönümleri, ölümler, insanların ne kadar vatanperver, demokrat, dindar, Atatürkçü, sosyalist yahut bilmem ne olduğunu göstermesi için biçilmiş kaftandı. Hemen akabinde, çeşitli hakim ve avukat grupları da ortaya çıktı elbette; kişi gerçekte ne kadar ‘bilmem ne’ onu sorgulayıp, kendi aralarında ateşli tartışmalar yaptılar. Bağıranlar büyük gruplar toplarken, sükut edenler yalnız kaldı, hakir görüldü. Sosyal ağlar sayesinde unuttuğumuz arkadaşlarımızla buluştuk belki ama, farklılıklarımızı unuttuk.

Kişinin davranışları karakterini yansıtabilir ancak sadece davranışa bakarsak, niyeti göremeyebiliriz. Niyeti anlamak içinse, sezgilerimiz devreye girer. Ne var ki, sadece sezgilerimizle de niyetten emin olamayız. Karşımızdakinin kalbini yarıp bakmamıza da imkan yok. O yüzden buradan bakınca, karşımızdakiyle bu denli uğraşmak yerine, kendimizle uğraşmak çok daha evla gibi gözüküyor. Zira, kişinin durduğu yerde vicdanı rahatsa, galeyana gelmesi, panik yapması söz konusu olmadığı gibi, kendini herkese beğendirme kaygısına kapılmaması da gayet anlaşılır oluyor.

Bu topraklarda, yüzyıllardır farklılıklarımızla yaşamaya çalışıyoruz. İlkokulda ülkemiz hakkında ilk öğrendiğimiz, jeopolitik konumunun öneminin ne anlama geldiğini de yaşayarak görüyoruz. Farklı olanla yaşamak; farklı fizik ve karakter yapısında, farklı dine mensup, farklı giyinen, farklı etnik kökenli yahut farklı yaşam tarzını benimseyen insanlarla yaşamayı da kapsıyor diye düşünüyorum. Bu anlamda, birinin diğerini aşağılaması, hakir görmesi ve dışlaması yerine; farklılığına saygı ve tahammül göstermesinin kesinlikle şart olduğu kanaatindeyim artık. Eleştirel yaklaşım ve tartışmayı en önemli gerekliliklerden görmekle birlikte, kriz anlarında farklılıkların unutulup bir ve birlikte olunması gerektiğini de sonuna kadar savunuyorum.

15 temmuz gecesi şehit olanlara Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine metanet; yaralılarımıza ise acil şifalar diliyorum. Bunun yanında, vatan millet sevgisiyle kendini siper eden vatandaşlarıma ve bedenen olmasa da kalben orada olan tüm insanlarıma hürmetlerimi sunuyorum. Polisimizle askerimizi, askerimizle milletimizi karşı karşıya getiren hainlerin, en kısa zamanda hakettiği cezayı bulmasını da canı gönülden dilerim. Allah bir daha böyle acılar yaşatmasın… 

YORUMLAR
Yorum Yaz
* Üyelik gerektirir. Üye olmak için tıklayınız.